Üye Girişi

Zorunlu

Zorunlu

HT Tedavisinde Başarı Aile Hekimleri ile Gelecektir

W- Sayın Hocam çok yönlü ve farklı sorumlulukları : Türk Kardiyoloji Derneği, Hipertansiyonla Mücadele Derneği Başkanı, European Society of Cardiology, European Association of Percutaneous Cardiovascular Interventions, European Association for Cardiovascular Prevention and Rehabilitation, European Atherosclerosis Society, Dünya Hipertansiyon Ligi Yönetim Kurulu üyeliği olan Prof.Dr. İstemihan Tengiz’i tanıyabilir miyiz?

Tengiz – 1973 yılında Bodrum’da doğdum. Küçük yerde ve sıcak bir kasabada doğup büyümenin avantajı tabi ki süreklilik arz etmedi. 1997 de Erciyes Ü. Tıp Fakültesinden, 2002 de Ege Ü. Kardiyoloji AD’ndan geçerek çalışma hayatıma başladım. Aslen girişimsel kardiyolog olarak devam ettim. Ancak çok sevgili hocam, Prof. Dr. M. Remzi Önder’in önerisi ve yön vermesi ile hipertansiyon konusunda özellikle de toplumu bilinçlendirme, hekimleri bu konuda daha faal olma alanında yol açmaya başladım. Halen girişimsel kardiyoloji de özellikli işler yapıyorum ama aynı zamanda özellikle hipertansiyon konusunda koruyucu hekimlik yönünde de misyon yürütmeye çalışıyorum.

W -.Dernek isminizde aktiflik net görülmekte; Hipertansiyonla Mücadele Derneğinin başkanı olarak mevcut durumunuzu ve gelecek vizyonunuzu paylaşır mısınız?

Tengiz- Sizinde bildiğiniz gibi aslında derneğimiz yeni bir dernek değil. 1988 yılında İzmir de kurulup faaliyetlerine başladı. Önce lokal etkinlikler yapan derneğimiz, 2013 yılında İstanbul’da Dünya Hipertansiyon Kongresini organize ederek dünya çapında büyük bir başarıya imza attı. Halen ulusal bazda kongre düzenlemeye, hipertansiyon ile ilgili hekimleri bir araya getirerek onların bilimsel gelişimlerine katkı sağlamaya devam etmekteyiz. Gelecek vizyonumuz toplumun sağlık kalitesini daha iyi seviyelere ulaştırabilmek. Hipertansiyon gerek sıklığı gerekse yol açtığı kalp-damar hastalıkları bakımından çağımızın en önemli halk sağlığı sorunudur. Dünya Sağlık Örgütü hipertansiyonu, önlenebilir ölümcül hastalıkların başı olarak tanımlamaktadır. Hipertansiyon Küresel Bir Salgındır. Dünyada 1,5 milyar insanda hipertansiyon vardır ve her yıl 9,4 milyon kişi hipertansiyon yüzünden ölmektedir. Tüm dünya sağlık teşkilatları hipertansiyon ile etkili mücadelenin ancak bilinçlendirilmiş bir toplum zemininde mümkün olabileceğini kabul etmektedir. Bu yüzden bilinçlendirme faaliyetlerimiz hem hekim hem de toplum düzeyinde artarak devam edecektir.

W- Dernek olarak Hipertansiyon ile Mücadele Derneği hekim camiası içinde diğer derneklere göre farklı bir yerde midir?

Tengiz. – Sanmıyorum. Ülkemizde hipertansiyon ve kardiyovasküler hastalıklarla ilgili birkaç daha dernek var. Hepimizin amacı ortak, toplum sağlımızı ve kalitesini daha da geliştirmek. Önemli olan ortak amaca birbirimize katkı sağlayarak ulaşabilmek. Derneğimiz ve üyelerimiz, diğer derneklere her zaman bilimsel katkıda bulunmaktadır. Dünya hipertansiyon kongresini düzenlerken de bizim derneğimiz özellikle Türk Böbrek Hastalıkları ve Hipertansiyon Derneği, Türk Kardiyoloji Derneği gibi güzide derneklerimizden tam destek almıştır.

W- Ülkemizde yaklaşık 35.000 kişiye bir Kardiyolog düşmekte. Bu oran avrupa ve dünya da nerededir? Sağlığımız için oranımız ne olmalıdır? Aile Hekimlerinin yeri ne olmalı ve Türkiye bunu değerlendirebiliyor mu?

Tengiz – Genel olarak 1000 kişiye düşen hekim sayısı bakımından Avrupa’nın oldukça gerisindeyiz. Avrupa ülkelerinde bu oran 3-6 iken, biz de 1-2 civarında. Ancak özelleşmiş hekim grubu ile değil de özellikle birinci basamak sağlık sistemi hekimleri ile hipertansiyon ve kardiyovasküler hastalıklarla daha etkin bir mücadele edilebileceği inancındayım. Şu an maalesef kan basıncı takipleri performans sistemine dahil edilmemiştir. Eğer aile hekimlerine bu mücadele de pozitif performans düzenlenebilirse toplum sağlığına çok katkı sağlayabileceğini düşünüyorum

W- Ulusal kalp sağlığı ve HT politikamız var mı?

Tengiz –Elbette. Sağlık Bakanlığı Bünyesinde Kronik Hastalıklar Daire Başkanlığımız mevcut. Kalp sağlığı ve hipertansiyon konularında dönem dönem ilgili derneklerle çalıştaylar yapılmakta ve bunların sonucunda ulusal politikalar belirlenmektedir.

W – Hipertansiyon ile Mücadele Derneği nin halka yönelik programları nelerdir ve 2018 için özel projeniz var mıdır? Halk sağlığı konusunda TKD nin öncelikleri nelerdir?

Tengiz – Her yıl olduğu üzere belediyeler gibi yerel idari kurumlarla halka yönelik bilinçlendirme toplantıları düzenleyeceğiz. Bunun dışında Bornova Küçük Şeyler Anaokulu ile sosyal bir proje üzerinde çalışıyoruz. Bu projede kreş yaşındaki çocukları eğiterek, aile merkezli eğitim modülü üzerinden ebeveynlerin yaşam şeklini ne kadar değiştirebileceğimizi araştıracağız.

W- Malpraktis konusunda üyelerinize ne gibi destekleriniz olmaktadır? Bu konu da üyelerinizin çekinceleri nelerdir? Riskli vakaları üstlenmeme gibi durumlar olmakta mıdır?

Tengiz – Malpraktis konusu maalesef ülkemiz için çok ciddi bir sorun. Bu konuda dernekler olarak zaman zaman görüş bildiriyoruz, üyeler arasında diyaloglarımız oluyor. Ancak hukuki bir düzenlemenin, hekimi de koruyacak bazı önlemlerin mutlaka yapılması gerektiğine inanıyorum.

W- Üyelerinizin mezuniyet sonrası eğitim politikası nedir? Bu hizmetlerinizden başka hangi disiplinler yararlanabilir?

Tengiz. – Üyelerimiz ile her yıl bilimsel toplantımızda bilgi alışverişinde bulunmaktayız. Hipertansiyon dışında diğer kardiyovasküler hastalıklar ve risk faktörlerini konusunda da eğitime ağırlık verdik. Bu yıl Bodrum’da düzenleyeceğimiz kongrede girişimsel kardiyoloji de dahil olmak üzere aritmi, kalp yetmezliği, koroner arter hastalıkları ve nefrolojiyi de içeren çok geniş bir eğitim programı geliştirdik. Vaka oturumlarına özelikle ağırlık verdik, üye ve katılımcıların vakalar üzerinden interaktif bir oturum yapmalarına olanak sağladık. Eğitim hizmetlerimizden hipertansiyon ile ilgili tüm hekimler faydalanabilir.

W- Kardiyoloji yardımcı personeline yönelik gelişim programlarınız var mıdır?

Tengiz – Bu yıl ilk kez Hemşire oturumları düzenledik. Kongrede yarım günlük, kardiyovasküler hastaların bakımlarına yönelik hemşire eğitimleri olacak.

W- İlaç sektörü ile iş birlikleriniz ne anlamda olmakta ve gerçekleşen çalışmalardan aldığınız bazı sonuçları paylaşır mısınız? Tengiz – İlaç sektörü bilimsel faaliyetlerimize destek sağlamaktadır. Eğitim faaliyetlerimizin sürdürülebilir olması için bu çok önemli. Bazı medikal firmalar da saha çalışmaları olduğunda ölçüm cihazı gibi tıbbi cihaz desteği sağlamaktadırlar.

W –Türki Cumhuriyetlere katkılarımız neler oldu? Önümüzdeki dönem projeleriniz neler? Bu ülkelere yönelik sağlık alanı yatırımları için önerileriniz var mı?

Tengiz – Türki cumhuriyetlerinden özellikle Azerbaycan ile sıkı ilişki içerisindeyiz. Oradaki derneklerle iletişim halindeyiz. Kongremize de katılım yapacaklar. Önümüzdeki yıllarda Azerbaycan veya ülkemizde Türki Cumhuriyetler Kongresi yapma arzusundayız. Bunun çalışmalarına şimdiden başladık.

W – Ulusal kılavuzlarımız yeterli mi? Yeni yapılması veya revizyona ihtiyaç olan var mı? AHA’nın HT’da güncellemesinin getirdiği yenilikler var mı?

Tengiz – Uzun zamandır ulusal kılavuz hazırlamıyorduk ta ki Mayıs 2015 de Türk Ulusal Hipertansiyon Uzlaşı raporu yayımlanana kadar. Biliyorsunuz belki de bu rapor dünya üzerindeki birçok kılavuzda görülen hedef değerleri, ilaç başlama zamanı gibi kaosların sonucu geldi. Ancak bizim kılavuz aslında oldukça iyi hazırlanmış ve akılda kalması da kolaydı. Ben şahsen bizim kılavuzun oldukça uygulanabilir olduğunu düşünüyorum. Geçen haftalarda AHA 2017 Hipertansiyon kılavuzunu yayımladı. Kılavuzda en fazla göze çarpan yeni kategorik sınıflama ve daha düşük tedavi hedefleri oldu. Kısaca özetlemek gerekirse; yeni kılavuza göre Kan Basıncı(KB) kategorileri: Normal: < 120/ 80 mmHg, Yüksek: SKB 120-129 ve DKB<80 mmHg, Evre 1: SKB 130-139 ve DKB 80-89 mmHg, Evre2: SKB ≥140 veya DKB≥90 mmHg, Hipertansif kriz: SKB>180 ve/veya DKB>120 mmHg olarak belirlendi. Doğru kan basıncı ölçümünün önemi vurgulandı. Hipertansiyon tanısının teyidi için özellikle evde kan basıncı monitorizasyonunun değerlendirilmesi önerildi. Tedaviye başlarken hastanın KV risk profilinin göz önünde bulundurulması tekrar vurgulandı. Evre 1 hipertansiyonu olan hastalarda eğer geçirilmiş aterosklerotik KVH öyküsü, yüksek aterosklerotik kardiyovasküler hastalık riski, kronik böbrek hastalığı ve diabetes mellitus varlığında antihipertansif ilaç tedavisi başlanması gerektiği vurgulandı. Tedavide kan basıncı hedefi genel popülasyon için 130/80 mmHg’ nın altı olarak belirtilmiştir.

W- Türkiye’de yılda ortalama 1650 hastanın kalp kapağı kısa adı TAVI olan işlemle tedavi ediliyor ve bu sayının olması gerekenden 10 kat fazla olduğu ve yaklaşık 13 bin TAVİ yapılan hastanın değerlendirildiği yeni bir çalışmaya göre, işlem sonrası ilk bir aylık dönemde görülen ölüm oranı yaklaşık yüzde 8, böbrek yetmezliği gelişimi yüzde 14, kalıcı pil takılması ihtiyacı yaklaşık yüzde 13. Bu hastaların 5 yıllık dönem sonunda yaklaşık yüzde 52, 7 yıllık dönemde ise yüzde 72’sinin kaybedildiği saptanmış. Ülkemizdeki TAVI uygulamaları konusundaki düşünceleriniz nelerdir?

Tengiz – Sizin de bahsettiğiniz gibi tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de TAVI uygulamaları giderek artmaktadır. Kılavuz önerilerine bakarsak işlemin açık cerrahi riskini bariz yükselten komarbid durumların varlığında yapılması önerilmektedir. Yani yüksek riskli hasta grubunda. Bu konuda teknolojik gelişmelerinde olduğunu düşünürsek, daha düşük risk gruplarında uygulanan çalışmaların sonuçlarını da beklemek gerektiği kanaatindeyim. Hastanın konforu ve hospitalizasyon süresinin daha kısa olması işlemin ilk planda göze çarpan avantajları gibi gözükse de uzun dönem sonuçlar, mortaliteye etkisi ve maliyet etkinliği de değerlendirmeye alınmalı.

W– Sevgili Hocam son olarak önümüzdeki Hipertansiyon ile Mücadele Derneği kongresinden bahseder misiniz? Öne çıkan konular neler olacak ve kimler katılmalıdır?

Tengiz – Biliyorsunuz 26-29 Nisan 2018 tarihinde 16. Kongremizi Bodrum Voque otel de gerçekleştireceğiz. Bu yıl farklı olarak sadece hipertansiyon değil KV hastalıklar ve diğer risk faktörlerini de daha detaylı olarak ele aldık. Pediatrik yaş hipertansiyonuna da bu yıl ayrıca yer verdik. Bunların dışında zaman zaman klinikte hipertansiyon veya komplikasyonları ile uğraşmak zorunda kalan nefrolog, nörolog ve jinekolog gibi uzmanlara da söz verdik.

Antitrombositer, YOAK gibi yeni piyasaya sürülen ilaçların avantaj ve dezavantajlarını açıklıkla ve tarafsız gözler ile paylaşacağız.

Bunların dışında dört adet kurs düzenledik; aile hekimlerine yönelik hipertansiyon kursu, kardiyoloji uzmanlarına yönelik EKO, BT koroner anjiyografi ve radial arter girişim kursları. Genç arkadaşlarımızın vaka paylaşımları için biri girişimsel biri de girişimsel olmayan olmak üzere iki adet workshop düzenledik. Bu oturumlar oldukça ilgi çekici ve interaktif oluyor. Hipertansiyon ve diğer kalp hastalıkları ile ilgili tüm branş hekimlerinden ve aile hekimlerinden katılımlar olmaktadır.

W – “Olmazsa olmaz aile hekimleri” Kardiyovasküler hastalıkların yönetiminde en önemli basamağın birinci basamak olduğunu belirttiniz, İskemik Kalp Hastlıklarında, HT ve Kalp Yetmezliğinde aile hekimlerine düşen sorumluluklar nelerdir?

Tengiz.- Aile hekimleri hasta ile ilk temas eden hekimlerdir. Dolayısıyla hastanın tanısı, tedavisi ve takibi için en etkin kullanılabilecek basamakta yer almaktadırlar. Dolayısıyla bu hastaların takibini yapabilmeleri ve gerektiğinde ilgili branşa sevk edebilmeleri gerekmektedir. Bu yüzden aile hekimlerimizin eğitilmesi ve son bilgilerin kliniklerine yansıtıla bilinmesi amaçlanmalıdır. Eğer tüm bunlar pozitif performans zeminin de gerçekleştirilebilirse inanıyorum ki ülkemizde hipertansiyon ve KV hastalıklarla daha etkin mücadeleyi başarabileceğiz.
W- Paylaşımınız için çok teşekkür ederi “Mücadelenizde” başarılar dileriz.

Devamını Oku

Türk Pediatri Kurumu 54. Kongresi

     Değerli Meslektaşlarımız,

Türk Pediatri Kurumu 54. Kongresi 6 - 10 Mayıs 2018 tarihleri arasında Elexus Resort Hotel, Girne- KKTC'de düzenlenecektir.

Kongremizde gerek ülkemizden gerekse dünyanın çeşitli ülkelerinden üst düzey bilim insanlarının katılımı ile bilimsel düzeyi yüksek çalışmaların paylaşılacağı ve tartışılacağı bilimsel toplantıların yanı sıra, genç pediatrist arkadaşlarımız için de zengin bir program düzenlemeyi amaçladık.

KKTC’de düzenleyeceğimiz kongremizde sizleri aramızda görmekten mutluluk duyacağız.

Prof. Dr. Tufan Kutlu
54. Türk Pediatri Kongresi Başkanı
Prof. Dr. Mehmet Vural
Türk Pediatri Kurumu Başkanı

http://turkpediatri2018.org/

Devamını Oku

KBBV 3. İlkbahar Toplantısı

Prof. Dr. Asım Kaytaz

Değerli Meslektaşlarım,

Sizlerin değerli katılımları ile verimli ve başarılı geçeceğini umduğumuz TKBBV 3. İlkbahar Toplantısı’nı 12-15 Nisan 2018 tarihlerinde Antalya Maxx Royal Belek Golf Resort Otel’de yapmayı planladık.

Türk Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Vakfının (TKBBV) düzenlediği bu toplantıda Kulak Burun Boğaz alanındaki son gelişmeler ülkemizin önde gelen hekimlerince ele alınacak, verimli bir ortamda bilgi alışverişi sağlanacaktır. Değişik konulardaki paneller yanında konferanslar interaktif bir tartışma ortamı sağlayacaktır.

TKBBV'nin kuruluş amaçlarından en önemlisi genç KBB BBC uzmanlarının eğitimine katkı sağlamaktır. Bu bağlamda, toplantının bir bölümü de genç KBB BBC uzmanlarının sunumlarına ve çalışmalarını paylaşmasına ayrılmıştır. Konularında deneyimli öğretim üyelerinin de katkıları ile yapılacak olan Genç KBB BBC toplantısı bu türde ülkemizde ilk ve tek toplantı olup genç meslektaşların çalışmalarını ve başarılarını sergileyebilme platformu olarak yer almaktadır.

Toplantımıza gereken ilgiyi göstereceğinizi bekleyerek saygılar sunar, iyi çalışmalar dileriz.

Saygılarımla,
 

Prof. Dr. Asım Kaytaz
3. TKBBV İlkbahar Toplantısı Kongre Başkanı

http://www.tkbbvbahar2018.org

 

Devamını Oku

TÜRK TORAKS DERNEĞİ NEFESİMİZ TÜKENMEDEN “HAVA KİRLİLİĞİ VE AKCİĞER SAĞLIĞI” SEMPOZYUMU

Kirliliği ve Akciğer Sağlığı" başlıklı sempozyumun sonuç bildirgesinde, "doğal afet" olarak adlandırılan aşırı hava olaylarının önemli bir kısmının iklim değişikliğinin sonucu olduğu ve fosil yakıtların kullanımının devamı halinde bu iklim olaylarının sıklık ve şiddetlerinin artacağı konusunda toplumsal duyarlılıkla harekete geçmek gerektiği belirtildi.


Dernekten yapılan açıklamaya göre, sempozyumda hava kirliliği konusu, başta göğüs hastalıkları uzmanları olmak üzere pek çok tıp disiplininden konuyla ilgilenen uzmanlar, akademisyenler, tıp eğitimcileri, çevre mühendisleri, şehir planlamacıları, enerji uzmanları ve ekoloji savunuculuğu yapan aktivistler tarafından ele alındı.


Sempozyum sürecinde yapılan tartışmalar ışığında oy birliğiyle şekillendirilen sonuç bildirgesinde, Dünya Sağlık Örgütü'nün de "görünmez katil" olarak tanımladığı hava kirliliğinin dünyada her yıl 6,5 milyondan fazla kişinin ölümüne yol açtığı; akciğer kanseri, KOAH, astım atakları, çocuklarda akciğer gelişim geriliği, tüberküloz ve akciğer damar hastalıklar başta olmak üzere göğüs hastalıkları alanının önde gelen tüm hastalıklarına neden olabildiği anlatıldı.

 

Saptamalar:

 

1.     Dünya Sağlık Örgütü’nün de “görünmez katil” olarak tanımladığı hava kirliliği, dünyada her yıl 6,5  milyondan fazla kişinin ölümüne yol açmaktadır.

2.     Hava kirliliği, akciğer kanseri, KOAH, astım atakları, çocuklarda akciğer gelişim geriliği, tüberküloz ve akciğer damar hastalıklar başta olmak üzere göğüs hastalıkları alanının önde gelen tüm hastalıklarına neden olabilmektedir.

3.     Hava kirliliği, gerek ülkemizde gerekse dünyada en çok ölüme yol açan iskemik kalp hastalıkları ve inmeye de yol açmaktadır.

4.     Türkiye’nin hava kirliliği sınır limitleri, Dünya Sağlık Örgütü’nün sağlık açısından izin verdiği sınır değerlerinin üzerindedir.

5.     Hastalıklara yol açan temel kirleticilerden sadece 10 mikrondan küçük partiküler madde (PM10) ve kükürt dioksit (SO2) ulusal hava izleme istasyonları tarafından yaygın olarak ölçülmektedir.

6.     En önemli kirleticilerden birisi olan 2.5 mikrondan küçük partiküler madde (PM2.5) için kabul edilen ulusal bir sınır değer yoktur.

7.     Sempozyum kapsamında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yapılmış ölçümler veri alınarak yapılan analizde, 1 Kasım 2016 – 31 Kasım 2017 tarihleri arasında;

a)    Şırnak ilinde yeterli ölçüm yapılmadığı,

b)    Rize dışında kalan tüm illerin havasının Dünya Sağlık Örgütü referans değerleri bakımından PM10 yönünden kirli olduğu,

c)    Seksen ilin 53’ünün (%66) havasının ulusal mevzuattaki referans değerler bakımından da kirli olduğu

d)    İstanbul’da Göztepe, Esenyurt ve Aksaray’ın; Ankara’da Sıhhiye ve Kayaş’ın; İzmir’de ise Bornova ve Bayraklı’nın en kirli istasyonlar olduğu,

e)    Son bir yıl içerisinde insanların Ankara Sıhhiye’de 255, İstanbul Esenyurt’ta 240 miligram toz soluduğu,

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

8.     Kömür, petrol ve diğer fosil yakıtlarının enerji üretiminde, endüstride ve evlerde ısınma amaçlı kullanımı, plansız kentleşmenin arttırdığı trafik ve sağlıktan ziyade kazanç eksenli yaşanan kentsel dönüşüm hava kirliliğinin kentlerdeki temel nedenidir Özellikle iç ortam hava kirliliği konusunda belirgin dezavantaj yaşayan gruplar yoksullar, kadınlar ve çocuklardır.

9.     Kömür, petrol ve doğal gaza dayalı enerji sistemleri, hem halk sağlığını ciddi bir şekilde tehdit eden hava kirliliğine, hem de dünyanın geleceğini tehdit eden iklim değişikliğine yol açmaktadırlar. Bu bağlamda iklim değişikliği ve hava kirliliği, enerji üretiminde fosil yakıt kullanımından kaynaklanan bir sorunun iki “farklı” yüzüdür.

 

Çözüm Önerileri;

1.     Hekimlik mesleğinin temeli “önce zarar verme” ilkesidir. Bu nedenle mezuniyet öncesi ve sonrasındaki tıp eğitimi, milyonlarca kişinin ölümüne ve sakat kalmasına neden olan hava kirliliği konusunda bu bilinci edinebilecek çerçevede olmalıdır. Bu kapsamda gerek Yüksek Öğretim Kurulu, gerekse Türk Tabipleri Birliği Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu tıp eğitiminin içeriğini söz konusu hedefe uygun biçimde yeniden yapılandırmalıdır.

2.     Uzmanlık alanlarından bağımsız olarak tıp paradigması hastalıkları tedavi etmekten ziyade; hastalıkları var eden gerçek nedenleri görebilme, bu nedenleri ortaya çıkaran sosyokültürel - sosyoekonomik belirleyicileri analiz edebilme ve saptanan sorunlar karşısında hastaya ve topluma karşı önleyici hekimlik ve savunuculuk faaliyetlerini sürdürebilme temelinde şekillendirilmelidir. Türk Tabipleri Birliği, mesleki faaliyetlerin bu temelde sürdürülebilmesi için uzmanlık dernekleri ile eşgüdüm içerisinde alternatif eğitim programlarını hayata geçirmelidir.

3.     Hava kirliliğinin insan sağlığı üzerine olumsuz etkilerini ortaya koyacak çok merkezli ve disiplinler arası ulusal çalışmalar yapılmalıdır. Başta TÜBİTAK olmak üzere devlet ve üniversite araştırma fonları, hava kirliliği konusunda yapılacak araştırmalara öncelik vermeli ve bu konuda özel fonlar oluşturulmalıdır.

4.     Hava kirliliğini yaratan temel kirleticilerden ince partiküler madde, karbon monoksit, azot dioksit ve ozon’un PM10 ve SO2 ile birlikte ulusal tüm istasyonlarda ölçülmesi için gerekli düzenlemeler Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından ivedilikle yapılmalıdır.

5.     İnce partiküler madde (PM2.5) için Dünya Sağlık Örgütü’nün referans sınır değeri ulusal mevzuatta da aynen kabul edilmeli ve tüm istasyonlarda ölçülebilir olmalıdır. Bu kapsamda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, ilgili yönergesinde tanımladığı tüm kirleticiler ile ilgili sınır değerlerin tümünü Dünya Sağlık Örgütü referans değerlerine uygun biçimde revize etmelidir.

6.     Türkiye’de var olan hava kirliliğinin nedenlerinin istasyon ve bölge bazında ortaya konulması için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın ilgili sivil toplum örgütleri ile birlikte kirlilik kaynak analizi yapması gereklidir.

7.     Türk Toraks Derneği tarafından geliştirilen “Nefesiniz Cebinizde” aplikasyonu benzeri toplumsal farkındalık girişimleri sağlık örgütleri tarafından yaygın biçimde hayata geçirilmelidir. Türk Tabipleri Birliği Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu, başta halk sağlığı, pediatri, onkoloji, nöroloji ve kardiyoloji alanları olmak üzere uzmanlık derneklerini bu konuda motive edip yönlendirmelidir.

8.     Enerji, trafik ve kentsel dönüşüm konularında Sağlık Etki Değerlendirmesi mutlaka zorunlu olmalı ve yatırımların yaratacağı sağlık etkileri bilgilenme hakkı çerçevesinde tüm açıklığıyla kamuoyuyla paylaşılmalıdır.

9.     Hava kirliliğinin temel nedenlerinden birisi olan enerji konusunda enerji arzı yerine talebi yöneten ve yönlendiren, dağıtımda enerji kaybını önleyen, enerji verimliliği ve tasarrufunu önceleyen, tümüyle yenilenebilir ve karbonsuz bir enerji sistemini planlayan ve toplumsal katılım ile yerel – yerinden yönetimi vurgulayan bir enerji politikası hayata geçirilmelidir.

10.  Günümüzde ağırlıkla "doğal afet" olarak adlandırılan aşırı hava olaylarının önemli bir kısmının iklim değişikliğinin sonucu olduğu ve fosil yakıtların kullanımının devamı halinde bu iklim olaylarının sıklık ve şiddetlerinin artacağı konusunda toplumsal duyarlılıkla harekete geçmek gerekmektedir.  Bu nedenle doğal afet olarak tanımlanan aşırı iklim olaylarının bir  “iklim felaketi” olabileceği gerçeği göz ardı edilmemelidir.

11.  Sağlık örgütleri, ekoloji savunuculuğu yapan örgütlenmeler ile birlikte Temiz Hava Hakkı benzeri platformlarda iş ve güç birliği geliştirmelidirler.

 

Sonuç Olarak;

Türk Toraks Derneği tarafından düzenlenen "Nefesimiz Tükenmeden: Hava Kirliliği ve Akciğer Sağlığı" başlıklı sempozyumda:

·      Temiz hava solumanın en temel insan hakkı olduğu

·      İnsanlara sağlıklı bir çevrede yaşama olanağı yaratmanın kamusal otoritenin temel görevi ve sorumluluğu olduğu,

·      Kamusal otoritenin enerji, ulaşım ve kalkınma politikalarını ele alırken insanı, çevreyi ve doğayı öncelemesi gerektiği,

·      Çevre sorunlarının toplumsal cinsiyet, yoksulluk gibi sağlığın sosyal belirleyicileri ile birlikte alınmasının zorunlu olduğu kabul edilmiştir.

Türk Toraks Derneği, çevre politika metninde de ifade ettiği gibi; Hava kirliliği başta olmak üzere yaşanan tüm ekolojik sorunların çözüm noktasının “sürdürülebilir kalkınma” bakış açısının yerini “sürdürülebilir bir gelecek ve yaşam”ın alması gerektiğinden geçtiğini bilmektedir.

 

Türk Toraks Derneği  

Devamını Oku

Sağlık ürünleri ihracatçıları buluşması

İbrahim LALELİ/ANTALYA, (DHA) - ANTALYA'da düzenlenen Uluslararası Eczacılık Ürünleri 2017 Buluşması, sağlık ürünleri ithalat ve ihracatçılarını bir araya getirdi.
Ekonomi Bakanlığı ve Sağlık Ürünleri Derneği'nin (SURDER) desteğiyle Selen Organizasyon tarafından Rixos Downtown Otel'de gerçekleştirilen buluşmaya, 12 ülkeden 50'nin üzerinde katılımcı katıldı. Selen Organizasyon Genel Müdürü Cengiz Tepe, organizasyonu gerçekleştirmelerindeki amacın Ortadoğu, Türk Cumhuriyetleri, Rusya, Baltık ülkeleri, Balkanlar ve Kuzey Afrika ülkelerindeki ilaç ve sağlık ürünü ithalatçılarını Türk ithalatçılarla buluşturmak olduğunu söyledi. İhracatı artırmaya yönelik bir organizasyon planladıklarını söyleyen Tepe, " Aralarında Katar, Kuveyt, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Kazakistan, Moldava, Kosova, Makedonya, Arnavutluk, Fas ve Cezayir gibi ülkelere ilaç ve sağlık ürünü ihracatı yapan iş adamlarını, Türk ihracatçılarla buluşturuyoruz. Katılımcı ülkeler içinde 20 bin civarında ithalatçı var. 2015 verilerine göre kendi ülkelerine yaptıkları ithalat 50 milyar dolar. Biz buralara 900 milyon dolar gibi ihracat yapıyoruz. Bu bölgelere olan ihracatı artırmaya çalışıyoruz. Gerek lojistik olsun gerek farklı avantajlarımızı buraya gelen ithalatçılara anlatıyoruz. İthalat ve ihracatçıları buluşturarak ihracatımızı artırmak bu organizasyonun ana hedefi" dedi.
SURDER Genel Sekreteri Gürsel Bayat ise sağlık ürünleri ve eczacılık ürünleri hakkında bilgi verdi. İthalat ve ihracat rakamlarını değerlendiren Bayat, "Türkiye ilaç pazarı 2016 yılına bakıldığında 6.7 milyar dolar değerinde 2.7 milyon kutuluk pazar oluşturuyor ve her geçen gün büyüyor. Tabi ilacın dışında başka bir pazar daha var. Bu da tıbbi ürün pazarı dediğimiz bir pazar. İlaç şirketleri portföyünde yer alan, ilaç olmayan tıbbi ürünler olarak adlandırılıyor. 2016 yılı içinde yüzde 20 büyümesi olan bir sektör. Değer bazında ise 1.2 milyar Türk Lirası büyümeye sahip." 
Katılımcıların sunumlarıyla başlayan buluşma, ürünlerin tanıtıldığı standların gezilmesiyle devam etti. Gün içinde birebir görüşmelerin yapıldığı organizasyona gelecek yıl 30'un üzerinde ülkeden yaklaşık 150 katılımcı davet edilecek.

Devamını Oku

16. Hipertansiyon ve Kardiyovasküler Hastalıklar Kongresi

DEĞERLİ MESLEKTAŞIM,

Hipertansiyonla Mücadele Derneği Yönetim Kurulu olarak, 16. Hipertansiyon ve Kardiyovasküler Hastalıklar Kongresi’ni 26-29 Nisan 2018 tarihleri arasında Bodrum Vogue Hotel' de düzenleneceğini duyurmaktan ve sizleri kongremize davet etmekten büyük mutluluk ve onur duymaktayız.

Program Komitesi, her sene olduğu gibi bu sene de interaktif sunumlarla sizlere ilgi çekici ve etkili bir program sunmak için çaba göstermektedir. Hipertansiyon, diyabet, hiperkolesterolemi, atriyalfibrilasyon, pulmoner hipertansiyon, koroner arter hastalığı, kalp yetmezliğini, kapak hastalıkları içeren kardiyovasküler hastalıkların ve kardiyorenal sistemin kapsamlı şekilde değerlendirileceği bilimsel programda bu yıl yeni ilaç ve metotlara da ayrıca yer verilecektir.

Geçen sene gerçekleştirdiğimiz ve çok ilgi çeken ‘Komplikasyonsuz Kardiyolog Olmaz: Ne Oldu? Nasıl Çözdüm? Ne Yapabilirdim?’, interaktif olarak düzenlenen ‘Olgu Sunumları: Siz Olsaydınız Ne Yapardınız?’ oturumlarına da daha geniş bir yer ayrılmıştır.

Önümüzdeki bu toplantıda farklı olarak üç mini kurs planlandı; Koroner BT anjiyografi kursu, TEE ve 3D Ekokardiyografi kursu, Radial arter girişim kursu. Bu kursların özellikle genç kardiyologların ilgisini çekeceğini düşünüyoruz. Bilimsel içerikteki panel ve oturumların, siz değerli hekimlerimizin her düzeydeki katılımcının beklentisini karşılayacağını umduğumuz kongremizin, sizlerin yoğun katılımı ve aktif katkılarıyla değer kazanacağını düşünüyoruz.

Bodrum’un farklı atmosferinde buluşmak ve bilimsel zenginlik sosyal programın yanında doğanın ve sosyal hayatın güzelliklerinin tadına birlikte varabilmenin heyecanını duyuyor, değerli klinisyen ve akademisyenlerimizi yaptıkları uygulamaları, karşılaştıkları olguları paylaşarak bilimsel gelişimimize katkıda bulunmaya davet ediyor, sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz.

Hipertansiyonla Mücadele Derneği Yönetim Kurulu adına... 
Prof. Dr. İstemihan TENGİZ 
Hipertansiyonla Mücadele Derneği Başkanı

 

http://www.hipertansiyonmk.org/

Devamını Oku

4.Ulusal Bağırsak Mikrobiyotası ve Probiyotik Kongresi

Değerli Meslektaşlarım ve Saygıdeğer Bilim Önderleri,

19-22 Ekim 2017 tarihlerinde Papillon Zeugma Hotel Antalya’da 4.Ulusal Bağırsak Mikrobiyotası ve Probiyotik Kongresi’ni gerçekleştireceğimizi gururla sizlerle paylaşmak isteriz.

Probiyotik Prebiyotik Derneği’nin geleneksel yıllık bilimsel etkinliği artan bir coşku ile devam etmektedir. Ekip olarak çalıştığımız arkadaşlarımızın yoğun gayretleri sonucu bu sene de geçmişte olduğu gibi proaktif bir çaba içerisinde yüksek akademik içerik ve daha önce bahsedilmeyen konulara değinmeyi hedefliyoruz.

Kongremiz alanında erişkin hastalıkları açısından tek spesifik kongredir. Bu nedenle mikrobiyota ve probiyotiklerle ilgilenen tüm katılımcıların oldukça faydalanacağı yenilikleri kapsamaktadır.

Probiyotik Derneği olarak 6 yıldır probiyotik ve bağırsak mikrobiyotasının Türkiye'de gereken önemi alması konusunda birçok bilimsel aktivite gerçekleştirmiş bulunmaktayız.

Son 5 yıl içerisinde "probiyotikler ve mikrobiyota" ile ilgili çalışmalar büyük bir ivme kazanmıştır.  Bağırsaklarımızın 2. beyin olarak dünyada literatüre geçmesi son 5 yıl içerisinde olmuştur. Gastroenterolojinin birçok alanında da probiyotiklerin önemi gün geçtikçe artmaktadır. Fonksiyonel diyare, enfeksiyöz diyare, fonksiyonel kabızlık, hassas bağırsak sendromu, gıda allerjileri, inflamatuvar bağırsak hastalıkları, helikobakter pilori gastriti, obezite, hepatosteatoz (karaciğer yağlanması), çölyak  gibi birçok hastalıkta probiyotiklerin faydalı etkisini gösteren birçok makale yayımlanmıştır. Bunlar dışında  bağırsak mikrobiyotası ve otizm, depresyon, panik atak, kaygı bozuklukları, Pankinson hastalığı, Alzheimer ile ilgili sonuçlar yayınlandı. Özellikle "fekal mikrobiyota nakli ile bağırsak mikrobiyotasının etkinliğinin önemi daha da artmıştır. "Mikrobiyota ve probiyotikler" birçok disiplini ilgilendiren kavramlardır. Dolayısıyla multidisipliner ilgiyi tek bir çatı altında toplamak ve farkındalığı arttırmak için  kongremiz bilimsel bir fırsat yaratacaktır. Bu konuların hepsi kongremizde heyecanla tartışılacaktır.

Yapılan çalışmalarda diyet ve beslenmenin mikrobiyotayı değiştirdiği, hatta genlerimizi etkilediği gerçeği hızla ilerlemektedir. Obezitede artık kalori hesaplamalarının çok reel olmadığı, bağırsak mikrobiyotasının kilo değişikliklerinde önemli olduğu gerçeği, hızla kendine daha güvenilir kanıtlar bulmaktadır. Bu nedenle şablon diyetler yerine “Mikrobiyota esaslı diyetler” yani kişiye özel diyetler söz konusudur. Bu nedenle dışkı mikrobiyota testlerinin bilimsel platformda  hızla yaygınlaşacağını umut ediyoruz. Bu nedenle kongremizde değişik konuların tartışılmasının bu süreçleri hızlandıracağına inanıyoruz.

Sonuç olarak, siz değerli dostlarımızın katkıları ile kongre platformumuzun daha güçleneceğine inanıyor, sizleri kongemizde görmek istiyoruz.

Saygılarımızla...

Prof. Dr. Hakan ALAGÖZLÜ

Kongre Başkanı

Medikal Park Ankara Hastanesi, Gastroenteroloji Bölümü

Devamını Oku

15. HİPERTANSİYONLA MÜCADELE KONGRESİNİN ARDINDAN

15. HİPERTANSİYONLA MÜCADELE KONGRESİNİN ARDINDAN

 

Hipertansiyonla MücadeleDerneği(HMD)tarafından düzenlenen "15. Hipertan­siyonla Mücadele Kongresi" 27- 30 Nisan 2017 tarihleri arsında Mardan Palace Antalya’da gerçekleştirildi.

Hipertansiyonla Mücadele Derneği(HMD) Başkanı ve Kongre Başkanımız  Sayın Prof. Dr. İstemihan Tengiz ve Kongre Bilimsel sekretaryası Sayın Prof. Dr. Ertuğrul Ercan öncülüğünde gerçekleşen 15. Hipertansiyonla Mücadele Kongresi, derneğin eski başkanı Sayın Prof. Dr. Remzi Önder’in açılış konuşması ile başladı.

Kongremizde Hipertansiyonla ilgili bilimsel son gelişmelerin ve güncel konuların yer aldığı konular hedeflendi. Branşlarında ülkemizde söz sahibi 95 konuşmacı ve oturum başkanı görev aldı.

Bilimsel içerik, derneğimizin çalışma grupları ve konuşmacı hekimlerin önerileri doğrultu­sunda hazırlandı. Hipertansiyonla ilişkili olarak Kardiyoloji, Nefroloji, Psikiyatri, Endokrinoloji, Nöro­loji, Aile Hekimliği, Jinekoloji, Dermatoloji, Göğüs Hastalıkları, Çocuk Hastalıkları ve Beslenme ile ilgiligüncel ve tartışmalı konularıkapsayan zengin bir bilim­sel program ülkemizin önde gelen çok değerli akademisyenleri tarafından sunuldu.

 

Kongremizde dikkat çeken başlıca konu başlıklarımız:

 

Sağlıklı Beslenme: Neleri gözden kaçırıyoruz

Dyt  Elif ÇAKIRCA AVCU

Bireyin ve toplumun sağlığının korunmasında ve hastalıklarının iyileşme hızının artırılmasında bilinçli beslenme çok önemlidir. Beslenme yetersizliği ve dengesizliğinin dolaylı olarak neden olduğu hastalıkların en önemlileri; enfeksiyon hastalıkları, arteriosklerotik hastalıklar, diyabet, hipertansiyon, şişmanlık, diş çürükleri, bazı kanser türleri ve karaciğer hastalıklarıdır. Yetersiz ve dengesiz beslenme vücut direncini azaltarak enfeksiyonlara zemin hazırlamakta, hastalığın ağır seyretmesine ve öldürücü

komplikasyonların gelişmesine neden olmaktadır.Günümüzde gelişen teknoloji ve hızlı yaşam tarzı nedeniyle beslenme gerektiği kadar önemsenmemektedir. Çoğu kişi değişik besinlerin besleyici değerleri, sağlığa uygun besinlerin neler olduğu, uygulanan diyetle hastalık arasındaki ilişkileri konularında bilgisiz veya yanlış bilgilere sahiptir. Bireylerin, kendi yaşam şekillerine göre uygun diyetin nasıl olması gerektiğini, sağlıkla beslenme örüntüsü arasındaki ilişkilerini, besin işlerken besin sağlığının nasıl korunacağını, hastalıklar durumunda diyetin nasıl ayarlanacağını bilmeleri ve bu konularda doğru alışkanlıklar kazanmaları ancak beslenme eğitimiyle sağlanabilir.

 

Egzersiz: İyi ama nasıl?

Dr. Akar YILMAZ

Hipertansif hastalarda egzersizin kan basıncını düşürücü etkisinden yararlanılmalıdır. Egzersiz ile elde edilecek etkinin sağlanması için egzersizin sıklığı, yoğunluğu, tipi ve süresinin belirlenmesi gerekir.  Bu paramatreler maksimal faydanın elde edilmesi açısından önemlidir. Ancak koroner kalp hastalığı gibi komorbiditesi bulunan  hastalarda yoğunluk sınırlarının  hastaya göre belirlenmesi istenmeyen olaylardan kaçınmak açısından gereklidir.

 

Tedavide ideal kombinasyonlar:Kime? hangi kombinasyon?

Dr. Cihan ALTIN

Hipertansiyon tüm dünyada ve ülkemizde oldukça yaygın görülen ve tedavi edilmediği takdirde yüksek mortalite ve morbidite ile ilişkili bir kardiyovasküler risk faktörüdür. Güncel hipertansiyon çalışmaları ve kılavuzlarına göre antihipertansif ilaç tedavisinin faydası kullanılan ilacın cinsinden bağımsız olup büyük ölçüde düşen kan basıncının kendisine aittir. Bu yüzden mevcut tüm kılavuzlar başlangıç ilaç seçimi konusunda hemfikir olup aşağıda verilen 4 grup ilaçtan herhangi birinin veya bunların ikili kombinasyonunun seçilebileceğini önermektedir. Bu ilaçlar anjiotensin dönüştürücü enzim inhibitörleri veya anjiotensin reseptör blokerleri, kalsiyum kanal blokerleri, diüretikler ve beta blokerlerdir. İlaç seçiminde özel hasta gruplarında zorlayıcı endikasyonlar ve kontrendikasyonlara dikkat edilmelidir. Kılavuzlarevre 2 ve 3 hipertansiyonda ve yüksek kardiyovasküler riske sahip bireylerde kombinasyon tedavisi önermektedir. Kombinasyon tedavisinde sabit doz kombinasyonlar hasta uyumu, tedavi başarısı ve maliyet açısından serbest doz kombinasyonlara tercih edilmelidir.

 

Güncel lipid kılavuzlarının değerlendirilmesi

Dr. Elton SOYDAN

Aterosklerotik kardiyovasküler hastalıklar(ASKVH) tüm dünyada en önde gelen mortalite ve morbidite nedenidir. Hiperlipidemi(HLP) tüm yaş gruplarında ASKVH gelişimi için  anahtar rol oynamaktadır. Endüstrileşmenin hayatımıza girmesi ile birlikte bozulmuş beslenme alışkanlıkları, sedanter yaşam tarzı ve genetik faktörler HLP sıklığını artmaktadır. Zamanında HLP’nin tanısı ve etkin tedavisi ileride gelişebilecek ASKVH’ın gelişim riskini ve sonucunda mortaliteyi azaltabilmektedir. En son yayınlanan Amerikan ve Avrupa cemiyetinin ‘Kolesterol Yüksekliği Tanı ve Tedavisi’ kılavuzları önemli yenilikler getirmiştir. Bu iki kılavuzun risk tahmin modelleri ve statin tedavi eşik değerleri farklı olması nedeniyle  birincil ve ikincil korumada tedavi her iki kılavuzda farklı düzenlenmiştir.

 

Antihipertansif tedavide kalp hızı: Dikkate alınmalı mı?

Dr. Cenk EKMEKÇİ

Kalp hızı kardiyovasküler (KV) olaylar ve total mortalite için bir risk faktörüdür. Genel popülasyonda kalp hızı kan basıncı ile ilişkili bulunmuştur ve en yüksek kalp hızları orta-ciddi hipertansiyonu bulunan hastalarda saptanmıştır. Öte yandan, kalp hızının KV olaylar için bir risk faktörü olduğu aşikârdır. Fakat yüksek riskli hipertansiyonda bu riskin hâlâ geçerli olup olmadığı açık değildir ve hipertansiyon kılavuzlarının taşikardiyi güçlü bir KV risk faktörü olarak tanımlayıp tanımlamayacağı netleştirilmelidir.

 

Dirençli hipertansiyon: Ne yapabilirim? 

Dr. Habil YÜCEL

Dirençli hipertansiyon diüretik içeren en az 3 antihipertansif ilacın tam veya tolere edilebilen en yüksek dozuna rağmen kan basıncının en az 140/90 mmHg olması olarak tarif edilir. Dirençli hipertansiyon hipertansif hastaların %9-18’inde gözüken ciddi bir tıbbi durumdur. Obezite, diabet ve kronik böbrek hastalığı gibi ko-morbid durumlarla sıklıkla ilişkilidir. Hipertansiyon ve özellikle dirençli hipertansiyon patogenezinde renin-anjiyotensin sistemi, böbrekler ve sempatik sinir sistemi gibi farklı mekanizmalar vardır. Dirençli hipertansiyon tedavisinde anjiyotensin-dönüştürücü enzim inhibitörleri, anjiyotensin II reseptör blokerleri, diüretikler, uzun-etkili kalsiyum kanal blokerleri ve mineralokortikoid reseptör antagonistlerini içeren çoklu ilaç tedavisinin etkili olduğu gösterilmiştir. Bununla birlikte, renal denervasyon veya barorefleks aktivasyon tedavisi gibi yeni tedaviler kan basıncı düşürme süreçlerinde yeni bir yol yaratabilirler.

 

Deri hastalıklarında ve tedavisinde hipertansiyon

Dr. Ülker GÜL

Deri hastalıklarında hipertansiyon varlığının ve hipertansiyon tedavi ajanlarının kullanımının sorgulanması özellikle dikkat etmemiz gereken bir konudur.  Hipertansiyon varlığında bazı deri hastalıklarının tedavisi ve takibi değişir. Bazen de hipertansiyon için kullanılan ilaçların yan etkisi olarak deri lezyonu karşımıza çıkabilir.

Psoriasis hastalığı örneği ile dermatoloji- hipertansiyon ilişkisi aşağıda özetlenmektedir:

1.     Psoriasis ile hipertansiyonun bir arada olma olasılığı yüksektir: Dermatolojik tedavi başlamadan önce, hipertansiyonu var mı öğrenmemiz gerekir.

2.     Psoriasis tedavisi için verilen siklosporin gibi bazı ilaçlar hipertansiyona neden olabilir ya da değerleri arttırabilir. Özellikle siklosporin kullanan olgular, hipertansiyon açısından takip edilir.

3.     Hipertansiyon için kullanılan bazı ilaçlar  psoriasis oluşumunu arttırır.

4.     Hipertansiyon için verilen ilaçlar ile hipertansiyon için verilen ilaçlar birbirinin  yıkımı, yarı ömrü gibi parametrelere etki yapabilir.

Hipertansiyon için önemli bir diğer hastalığımız pemfigusdur. Pemfigus tedavisinde  uzun süre yüksek doz sistemik kortikosteroid kullanılır.  Uzun süre yüksek doz sistemik kortikosteroid kullanımı hipertansiyonun ortaya çıkmasına neden olabileceği gibi, mevcut hipertansiyon tedavisinde yetersizliğe neden olabilir.

Hipertansiyon için kullanılan tedavi ajanlarının kendisi de; ürtiker, vaskülit, fiks ilaç erüpsiyonu, likenoid ilaç erüpsiyonu  gibi  dermatolojik hastalıklara neden olabilir: Bir çalışmada antihipertansif tedavi kullanan olguların % 2.04’ünde deri lezyonunun gözlendiği bildirilmiştir.

 

Psikiyatrist Gözüyle 

Dr. Tarkan AMUK

Psikiyatrik bozuklukların çoğu genel popülasyona göre hipertansiyon hastalarında daha sık gözlenir.  Hipertansif  hastaların % 37’si panik atakları deneyimlemiştir.Hipertansiyon panik bozukluk, anksiyete ve depresyon ile bağlantılıdır.Hastalar tedavilerinin negatif yönüne odaklanırlar. Anksiyete yada panik bozukluk tanılı hastalar ilaç almaktan korkabilirler.

 

Pediatrist Gözüyle 

Doç. Dr. Barış GÜVEN

Çocukluk çağında hipertansiyon görülme oranı kilolu çocuk sayısının artmasıylabirlikte önemli bir halk sağlığı problemi haline gelmiştir. Çocuklardaki yüksek kan basıncının erişkin yaşamda devam ettiği gösterilmiştir. Bu durum hipertansiyon kontrolünün önemini daha da çok vurgulamaktadır. Hipertansif çocuğun değerlendirmesi yüksek kan basıncının hastane dışında da teyit edilmesiyle başlar.  Prenatal ve postnatal hipertansiyon nedenleri, hipertansiyon ile diyabet, kronik böbrek hastalığı, obezite ilişkisi ve ayaktan kan basıncı izlemi kullanımı ile ilgili yeni bilgiler ile birlikte çocuklardaki hipertansiyonun etyolojisi ve farmakolojik tedavisi hakkında gelişmeler yaşanmıştır. Ne var ki, çocukluk çağı hipertansiyonunun erişkin dönemdeki kardiyovasküler komplikasyonlar üzerine etkisi ile ilgili olarak halen keşif bekleyen noktalar bulunmaktadır.  Bu derlemede pediatrik hipertansiyon tanı ve tedavi üzerine güncel bilgilerin tartışılması amaçlanmıştır.

 

Aile Hekimi gözüyle

 Dr. Aşkın KAPLAN

Hipertansiyon hastasına yaklaşım ve tansiyon ölçümü Günlük pratikte HT hastasına yaklaşımda en temel nokta kan basıncı yüksekliğinin tespit edilmesi, farklı zamanlarda tekrarlanan ölçümlerle bu durumun doğrulanması ve sonrasında HT’nin hangi aşamada olduğunun belgelenmesidir. Rutin hayatta dışarıda kan basıncı normal olup da poliklinik ya da muayenehanede yüksek saptanan ve bu nedenle “beyaz önlük fenomeni” olarak adlandırılan kimseler ile sık karşılaşılmaktadır. Böyle bir durumun önüne geçebilmek için kan basıncı ölçülecek hastalarda kimi noktalara dikkat etmek önemlidir. Bunlar arasında hastaların sakin bir ortamda en az 5 dakika dinlendirilmeleri, son 1 saat içinde özellikle kafein içeren içeceklerden uzak durmuş olmaları, uygun manşon seçilmesi ve yerleş- tirilmesi, ölçüm sırasında manşonun tahmin edilen sistolik kan basıncının 20 mmHg üstüne şişirilmesi, uygun hızda (saniyede 2 mmHg) indirilmesi ve mümkün ise ölçümlerin her iki koldan alınması yer alır. Ayrıca beyaz önlük fenomeni taşıyan ve/veya standart kan basıncı ölçümleri ile semptomları örtüşmeyen hastalar için ambulatuvar kan basıncı (Tansiyon Holter) takibi de yapılabilir.

 

 

Jinekolog gözüyle

Dr. Eren PEK

Preeklampsi’nin hipertansif bir bozukluk olduğunun anlaşılması 1896’da civalı manometre’nin kullanılması ile olmuştur. Multisistemik ve progresif bir hastalık. Tüm gebeliklerin %8-10’unu etkiler (10 milyon/yıl yeni olgu) Anne ölümlerinin %18-20’lik kısmının nedenidir. Ölüm genellikle kötü kontrollü tansiyon  nedeniyle (SBP ≥160 mmHg) gelişen intraserebral kanamalar sonucu gerçekleşir.Fetus üzerine olumsuz etkileri unutulmamalı: ölü doğum (%5), erken doğum (%10), FGR (%20) Hemodinami tüm hastalarda aynı değildir ve bu durumun kliniğe yansıması farklı olur (erken veya geç başlangıçlı preeklampsi)Erken başlangıçlı : plasental, Geç başlangıçlı : maternal , Olguların bazılarında kardiyak output artmış ve sistemik vasküler direnç hafifçe yüksek seyrederken, bazılarında kardiyak output azalır ve sistemik vasküler direnç belirgin artar .

 

Obezite epidemiyolojisi ve patogenezi 

Dr. Melikşah ERTEM

Tüm Dünyada olduğu gibi ülkemizde de obezite salgın boyutunda her geçen yıl artış göstermektedir. Dünya Sağlık Örgütü 2014 yılı verilerine göre 18 yaş üzeri bireylerin %39’u kilolu, %13’ü obezdir. Obezite sıklığı erkeklerde %11, kadınlarda %15’tir.  Ülkemizde de obezite sıklığı giderek artmaktadır. TURDEP çalışmalarına göre 1998’de %22 olan obezite sıklığı 2010 yılında %31 olmuştur ve kadınlarda obezite sıklığı daha yüksek bulunmuştur. Kentleşme, gıda teknolojisinin globalleşmesi, iş yaşamının daha az hareket ve efor gerektiren işlerle değişimi, alım gücündeki artışa bağlı olarak porsiyonların büyümesi bazı nedenler olarak sıralanmaktadır. Ancak az gelişmiş toplumlarda aynı toplum hatta aynı ailenin içinde olmak üzere beslenme yetersizliği problemleriyle obezite birlikte görülebilmektedir. Buna komplekskarbohidratların, kalitesiz besin öğelerinin nispeten daha ulaşılabilir olması neden olabilmektedir. Obezite vücudun aşırı yağlanması olarak tanılanmaktadır. Bununla birlikte ülkeleri birbiriyle karşılaştırmak, obeziteprevalansını hesaplayıp toplumu izlemek amacıyla Beden Kitle İndeksi (BKI) kullanılmaktadır. Vücut yağ oranını daha iyi gösteren ölçümler de bulunmaktadır. Vücut yağ miktarını ve yağın dağılımını göstermede CT, MRI DXA, Dansitometre, Dilüsyon tekniği gibi yöntemler genel toplumsal taramalar için çok uygun değildir. Obezite toplumlarda artışı ile mortalite artışı arasında korelasyon saptanmıştır. Bulaşıcı olmayan hastalıkların pek çoğunun nedenleri arasında obezite yer almaktadır. Kalp damar hastalıkları, diyabet, kas iskelet sistemi hastalıkları, üreme sağlığına ilişkin sorunlar bunlardan bazılarıdır. Vücutta biriken özellikle abdominal bölgedeki yağlar serbest yağ asitlerine dönerek insülin direncinin artmasına neden olmaktadır. Serbest yağ asitleri lipotoksisite etkiyle kas, karaciğer, pankreas gibi organlarda hasara neden olabilmektedir. Adipoz dokudan salınan pek çok hormondan biri interlökin-6 (IL-6) inflamatuar sürecin başlamasına neden olmaktadır. Tüm zararlı etki viseral yağ dokusunda daha belirgindir. Obezitedislipidemi, hipertansiyon, glukozentöleransı, inflamatuarmarkerlar, tıkayıcı apne ve hipoventilasyon ve protrombotik durum gibi durumlara neden olarak kalp hastalıklarını etkilemektedir. Obezite ile koroner arter hastalığı, kalp yetmezliği, ani ölüm arasında ilişki saptanmıştır. Bunun tam aksine kilo vermenin kalp damar hastalıklarına olumlu etkisi olmaktadır. Obezitenin çalışma yaşamına da olumsuz etkileri söz konusudur. Absenteizm hızı obezlerde daha fazla olduğunu gösteren çalışmalar bulunmaktadır. Üretim düşüklüğü, kronik hastalıklara eğilimin artması, kas iskelet sistemi hastalıklarının daha fazla olması, kazalardan korunmada dezavantajlılık ve kişisel koruyucu donanımların normal ölçülerdeki insanlara göre dizayn edilmesi iş yaşamı ile obezite arasındaki olumsuz etkileşimlere örneklerdir. Obezite kontrolü çalışmaları toplumun her kesimini kapsayacak şekilde, erişilebilir ve uygun yöntemlerle sunulması gerekir. Klinik düzeyde yapılacaklara toplum tabanlı çalışmalar eklenmelidir.  Obezite kontrolü çok sektörlü yaklaşımıyla sağlanabilir. Gıda sanayi obezite kontrolünde çok önemli role sahiptir.

Obezitede diyetin düzenlenmesi

Dyt. Fatma BAYSAL YUSUF

Obezite, alınan enerji fazlalığı ve  yetersiz aktivite nedeniyle, yağ depolarında aşırı miktarda yağ depolanması ile tanımlanabilecek,  görülme sıklığı artış gösteren,yalnızca yetişkinleri değil adölesanları ve çocukları da kapsayan küresel bir sorun haline gelmiştir. Obezitebir çok kronik hastalığın oluşma riskini arttırır, tanısı konmuş hastalıkların prognozunu etkiler ve yaşam kalitesini düşürür. Obezite tedavisinin en etkin yöntemlerinden biri kuşkusuz diyet tedavisidir. Tıbbi beslenme tedavisinde geleneksel kalori kısıtlamalı diyet yöntemleri sık kullanılmaktadır ancak buna ek güncel yaklaşımlar da mevcuttur.Çok düşük kalorili diyetler, çok düşük yağlı diyetler, düşük karbonhidratlı/yüksek proteinli,aralıklı oruç diyetleri gibi yaklaşımlar ile ilgili çalışmalar  da sürmektedir. Tıbbi beslenme tedavisi düzenlenirken dikkat edilmesi gereken  en önemli unsur, diyetin bireyselleştirilmiş, davranış değişikliği oluşturarak nüks riskini azaltarak uzun vadede yapılabilir olmasıdır.

 

Diyabetik obez hastanın medikal tedavisi

Dr. Ali SAKLAMAZ    

Tüm dünyada diyabetli hasta sayısı baş döndürücü bir hızla artmaktadır. Türkiye’de yapılan araştırmalarda, diyabet prevalansı daha önce yaklaşık % 7 iken yakın zamanda yapılan çalışmalarda bu oranın %13’lere ulaştığı saptanmaktadır. Gelecek kuşakların bu hastalıktan korunması, diyabetli hastaların daha etkin tedavisi, bu hastalığın toplum ve hastalar tarafından daha iyi tanınması ile mümkündür. Özellikle 1921’de insülinin keşfinden sonra tıptaki gelişmelerle günümüzde diyabet hastaları artık çok daha uzun yıllar yaşayabilmektedir. Bununla birlikte teknolojinin gelişimiyle daha sedanter bir hayat, kötü beslenme alışkanlıkları ile obezitenin artması toplumda diyabet sıklığını arttırmaktadır. Diyabetik hastaların sayısının fazlalaşması ve yaşam sürelerinin uzaması sonucu bu hastalığın topluma maddi ve manevi yükü her geçen gün artmaktadır.

 

Obez hastalarda hipertansiyon tedavisi

Dr. Muammer KARADENİZ

Hipertansiyon ve obezitesık görülen iki  ilişkili hastalıktır. Obesite ileride HT oluşmasında bir etkendir.Türkiye’deobezite sıklığı 10 yıllık bir sürede kadınlarda %32’den 44.2’ye, erkeklerde ise %13.2 27.3’ye yükselmiştir (TURDEP-I ve II). Bu artışda beslenme bozukluğu ve sedanter hayat en önemli etkendir. Erkeklerde kilo fazlalığının, kadınlarda ise obezitenin daha yaygın olduğu dikkati daha çekmektedir.Kentsel ve kırsal obezite oranları birbirine yakındır.Genel olarak erişkin yaşlardaki Türk toplumunun 2/3’ü kilolu veya obezdir.

 

 

Obeziteye özgü hiperlipidemi tedavisi

Dr. Hamiyet YILMAZ YAŞAR

Obezite tüm dünyada ciddi bir sağlık sorunu haline gelmiştir. Giderek artan sıklıkla birlikte, ilişkili morbidite ve mortalite artışına bağlı sağlık giderlerinin artmasına neden olmaktadır. Obeziteye bağlı komplikasyonların çoğu, koroner arter hastalığı, tip 2 diyabet, solunum sistemi hastalıkları ve hiperlipidemi gibi ko-morbid hastalıklara bağlıdır. Obezitede izlenen dislipidemi, artmış trigliserid (TG) ve serbest yağ asid (SYA) düzeyi, azalmış HDL-kolesterol düzeyi ile birlikte HDL disfonksiyonu ve küçük dens LDL-kolesterol artışına bağlı hafif artmışLDL-kolesterol düzeyi, aterojenikremnant birikimine bağlı postprandialhiperlipidemi ve apo B içeren lipoproteinlerinhepatik üretiminin artması ile karakterizedir (1,2). Tüm bu lipid anormallikleri metaboliksendromun(MetS) tipik özellikleridir ve adipoz dokudan kaynaklanan ve direkt olarak endoteli etkileyen proinflamatuvargradiyentle bağlantılı olabilir. Obezite, MetSve dislipidemi arasındaki bağlantı; besin kaynaklı yağ asitlerinin karaciğere artmış akışı, intravasküler ve adipoz dokudan kaynaklanan lipolize neden olan insülin direncinin gelişmesidir. Obezite, yüksek açlık plazma TG ve LDL-kolesterol düzeyi, artmış kan glukozu, insülin düzeyi ve kan basıncı ve azalmış HDL-kolesterol düzeyine neden olabildiği için kardiyovasküler riski artırır

Devamını Oku

`Uluslararası Eczacılık Ürünleri Buluşması 2017

'Uluslararası Eczacılık Ürünleri Buluşması 2017" tanıtım toplantısı ile ilaç ve eczacılık ürünleri üreticilerinin temsilcileri İstanbul'da biraya geldi. 

 

 

'Uluslararası Eczacılık Ürünleri Buluşması 2017" tanıtım toplantısı ile ilaç ve eczacılık ürünleri üreticilerinin temsilcileri İstanbul'da bir araya geldi.

Türkiye'de faaliyet gösteren ilaç ve eczacılık ürünleri üreticilerinin temsilcileri İstanbul'da bir araya geldi. 28 Eylül'de Antalya'da düzenlenecek olan "Uluslararası Eczacılık Ürünleri Buluşması" öncesi tanıtım toplantısı İstanbul'da gerçekleşti. Türkiye'de üretilen eczacılık ürünlerinin uluslararası pazarlara sunularak, yeni ihracat kanallarının oluşturulmasına ve evrensel pazarda yeni alıcılar bulması amacıyla düzenlenen toplantıya "Uluslararası Eczacılık Buluşması" Organizasyon Koordinatörü İsa Taşoluk, Abdi İbrahim İlaç Uluslararası Pazarlar ve Satış Direktörü Cengiz Saim, İhracatı Geliştirme Merkezi Genel Müdürü Murat Işık, Selen Kongre ve Organizasyon Genel Müdürü Cengiz Tepe ve birçok sektör temsilcileri katıldı.

"45 farklı ülkeden minimum 200 alım heyeti bekliyoruz"

Türkiye için önemli bir proje olacağını ve devamının da geleceğini belirten "Uluslararası Eczacılık Buluşması 2017" Organizasyon Koordinatörü İsa Taşoluk, Antalya'da düzenlenecek organizasyon hakkında bilgi verdi. Taşoluk, "2016 yılının Ağustos ayından beri bu proje üzerinde çalışıyoruz. Projemiz Türkiye'de faaliyet gösteren ilaç, medikal, kozmetik, dermo kozmetik, kişisel bakım ürünleri yani eczane ürünleri genelinde toplanan tüm ürünlerin üreticileri ile 45 farklı ülkeden alım heyetinin Antalya'da bir araya geleceği bir organizasyon olacak. Tamamen ürünlerini yurtdışına pazarlamak isteyen üreticilerin ihracatına yönelik bir organizasyon olacak. Yurtiçinden 100 katılımcı firma hedefliyoruz şu an için. Yurtdışından da 45 farklı ülkeden minimum potansiyel 200 alım heyeti bekliyoruz, bu sayı daha da artabilir. Türkiye'de ilk defa böyle bir organizasyon olacak, yurtdışında ise birçok sektörel ilaç sektörüne yönelik organizasyonlar var" diye konuştu. "2023'te 500 milyar ihracat diyoruz"

İhracatı Geliştirme Merkezi Genel Müdürü Murat Işık, projenin asıl önemli noktasının Türkiye'de ilk kez hedef pazar analizi yapılıp, potansiyel alıcıların çağrıldığı bir organizasyon olduğunu belirterek şunları söyledi: "Günümüzde artık ihracat yapısını değiştirdi. Artık çanta elde dünyayı dolaşmaya gerek yok, bu organizasyonda ilk kez bu sistemi uygulayarak potansiyel alıcıyı Türkiye'deki alıcının ayağına getireceğiz. Nitelikli insanlarla bire bir görüşmelerini yapıp onlara ihracatta vizyon oluşturacak, hedef pazar çalışmalarını oluşturacak bir çalışma yapıyoruz. 2023'te 500 milyar ihracat diyoruz, her alanda ihracatın artması lazım. Bu tür organizasyonlar ihracatı artıracaktır"

 

Abdi İbrahim ilaç olarak geçen yıla göre ihracatımızı yüzde 95 büyüttük"

Abdi İbrahim İlaç Uluslararası Pazarlar ve Satış Direktörü Cengiz Saim, bu tarz organizasyonların Türkiye'nin ilaç ve eczacılık ürünlerinin ihracatına çok faydası olacağını söyleyerek şirket olarak katılım göstereceklerini belirtti. Saim, "Organizasyonda yurtdışından gelen birçok firma ile sektör temsilcilerinin birebir görüşme, ilaçları tanıtma imkanı olacak. Olumlu bir gelişme olarak görüyorum. Ekonomi Bakanlığı'nın desteği de bu konuda çok önemli. Türkiye ilaç ihracatında maalesef bizim beklediğimiz düzeylerde değil. İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 20 oranında, katma değeri yüksek ihracatlar yaparak, yurtdışına pazarlayarak bu ihracatı büyütebiliriz. Abdi İbrahim ilaç olarak biz geçen yıla göre ihracatımızı yüzde 95 büyüttük bu rakamı daha da artırmayı hedefliyoruz."dedi.

"1 milyar dolar civarında 45 farklı ülkeden nitelikli alım heyeti gelecek"

 

Projenin organizasyonunu üstlenen Selen Kongre ve Organizasyon Genel Müdürü Cengiz Tepe ise şunları söyledi: "Türkiye'nin ihracat yapmak istediği nitelikli ülkelerde belli bir sayıdaki alım heyetini Türkiye'ye getirip ihracat yapan üreticileri buluşturmayı hedefleyerek bu organizasyonu planladık. Yaklaşık 1 milyar dolar civarında 45 farklı ülkeden nitelikli alım heyetini getirme hedefimiz var. Bunu oluşturacağız ve Türkiye'deki üreticiler ile buluşturacağız. Bu projenin bir model olmasını istiyoruz. Çünkü Türkiye'de 200'e yakın sektörde ihracat var, bu model oluşursa eğer başka sektörlere de bunun gelişebileceğini düşünüyoruz".

 

Devamını Oku

Türkiye’de her üç yetişkinden biri Hipertansiyon Hastası

Türkiye’de her üç yetişkinden biri Hipertansiyon Hastası

Hipertansiyonla Mücadele Derneği Başkanı Prof. Dr. İstemihan Tengiz sessiz katil olarak bilinen hipertansiyonun her yıl 9.4milyon can aldığını söyledi. Tengiz yüksek tansiyonun her yönüyle masaya yatırılacağı 15. Hipertansiyonla Mücadele Kongresi hakkında da sorularımızı yanıtladı:

Dünyaya ve Avrupa'ya göre Türkiye'de hipertansiyon görülme sıklığı nedir? Hipertansiyonla mücadelede başarılı mıyız?

Hipertansiyon gerek sıklığı gerekse yol açtığı kalp-damar hastalıkları bakımından çağımızın en önemli halk sağlığı sorunudur. Dünya Sağlık Örgütü hipertansiyonu, önlenebilir ölümcül hastalıkların başı olarak tanımlamaktadır. Hipertansiyon Küresel Bir Salgındır! Dünyada 1,5 milyar insanda hipertansiyon vardır ve her yıl 9,4 milyon kişi hipertansiyon yüzünden ölmektedir. Kalp hastalığı, inme ve böbrek hastalığına yol açarak, tek başına dünya genelinde ölüm riskini arttıran en önemli risk faktörüdür.

Türkiye’de her üç yetişkinden biri hipertansiyon hastasıdır. Ancak görülme sıklığı yaşla birlikte artar. Neredeyse tüm yaş gruplarında kadın cinsiyette daha fazla görülür. Türkiye’de tüm ölümlerin %25’inden doğrudan hipertansiyon sorumludur.

Hipertansiyonun önemli bir sağlık sorunu haline gelmesinin bir diğer nedeni de hastalığın toplum içindeki farkındalık durumunun, ilaç kullanım ve kan basıncının kontrol altında olma oranlarının düşük olmasıdır. Ülkemizde tüm hipertansiyon hastalarının yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduklarının farkında, yarısı ilaç kullanmakta ve ancak üçte bir kısmının kan basınçları kontrol altındadır. İlaç almakta olan hastaların ise yarısında kan basıncının kontrol altında olduğu görülmektedir. Tüm dünya sağlık teşkilatları hipertansiyon ile etkili mücadelenin ancak bilinçlendirilmiş bir toplum zemininde mümkün olabileceğini kabul etmektedir. Bu yüzden toplumun hipertansiyon konusunda bilinçlendirilmesi bir zorunluluktur. Ancak böyle daha başarılı olabiliriz.

Hipertansiyonla Mücadele Derneği kaç yılında kuruldu. Faaliyet alanlarını bizimle paylaşır mısınız?

Dünya Hipertansiyon Ligi ve Uluslararası Hipertansiyon Cemiyetinin bir üyesi olan derneğimiz 1988 yılında İzmir’ de kurulmuştur. Yaklaşık 25 yıldır hipertansiyon ve kardiyovasküler hastalık risk faktörleri ile etkin mücadele etme yolunda Ege bölgesi başta olmak üzere tüm ülkede faaliyet göstermektedir.   Bu bağlamda hekimler arasında bilgi ve iletişimi arttırarak onların bu konularda eğitimlerine katkıda bulunmaktadır. Her yıl Nisan veya Mayıs ayında düzenli olarak hekimlere yönelik bilimsel toplantı düzenlenmektedir.Bölgesel aktivasyonların yanında 27-30 Haziran 2013 tarihinde ülkemiz için bir ilk olarak Dünya Hipertansiyon Kongresi’ne ev sahipliği yapmıştır.

Derneğinizin halka yönelik eğitim çalışmaları var mı?

 Sosyal projeleriniz nelerdir?

Hipertansiyon ile Mücadele Derneği 1988 yılından bu yana her yıl mayıs ayında,17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü etkinlikleri çerçevesinde,halka yönelik hipertansiyon konusunda bilinçlendirme toplantıları düzenlemektedir.  Bu toplantılardaki amaç halkın hipertansiyon konusunda farkındalığının arttırılmasıdır. Bunun dışında zaman zaman medya aracılığıyla da bilgilendirme söyleşileri halk ile paylaşılmaktadır. Önceliğimiz halkın bu sessiz katil konusunda uyarılması, bilinçlendirilmesi ve böylelikle hem kişisel yaşam kalitesine hem de ülke ekonomisine katkı sağlanmasıdır.  Derneğimiz bilimsel aktivitelerin dışında topluma yönelik sosyal sorumluluk projelerine de katkıda bulunmaktadır. Bu bağlamda yerel yönetimler ve kuruluşlar ile birçok projeyi beraber yürütmüşlerdir.

15. Hipertansiyonla mücadele kongresi hangi tarihlerde gerçekleştireceksiniz?

Hipertansiyonla Mücadele Derneği Yönetim ve Düzenleme Kurulu olarak, 15. Hipertansiyonla Mücadele Kongresi’ni 27-30 Nisan 2017 tarihleri arasında Antalya’da Mardan PalaceOtelinde düzenleyeceğiz.

Geçmiş kongrelere göre bu yılki kongrede yenilikler ,farklılıklar  var mı?

 

 

Kongremizde hipertansiyonla ilişkili güncel ve tartışmalı konuları kapsayan zengin bir bilimsel program,kardiyoloji, iç hastalıkları, nefroloji, psikiyatri, endokrinoloji, nöroloji, çocuk hastalıkları, halk sağlığı ve beslenme anabilim dallarının değerli akademisyenleri tarafından sunulacaktır.Kongremizde güncellenmiş bilimsel konular ve karşılaşılan sorunların çözümlerine yönelik bilgi ve birikimlerin aktarılacağı paneller, konferanslar yer alacaktır.Özellikle panel oturumlarında hipertansiyon ile tartışmalı konulara çok gözle ve açıyla bakmayı planladık. Bu yıl farklı olarak kongremizde koroner arter hastalığı, ateroskleroz ve perkutan girişim konularına da ağırlık verdik. Özellikle genç kardiyologların başına gelen girişim komplikasyonları ve çözüm yollarının çok ilgi çekeceğini düşünüyoruz. Ayrıca KAH tanısında giderek artan oranlarda kullanılmaya başlanan koroner BT anjiyografi konusunu da işleme fırsatımız olacak. Kongremizde geniş kapsamlı bilimsel programın yanında olgu ve poster sunumları da yer alacaktır.

Bu kongrede hedef kitlenizi belirtir misiniz?

Hipertansiyon ve kardiyovasküler hastalıklar için risk faktörleri ile ilgili tüm hekimler hedef kitlemizdir. Kardiyoloji, İç Hastalıkları, Nefroloji, Psikiyatri, Endokrinoloji, Nöroloji, Halk Sağlığı uzmanları ile Aile hekimlerimizin aktif şekilde toplantılara katılarak çok faydalanacağını umut ediyoruz.

Kongre başkanı olarak  kongreyi nereye taşımak istiyorsunuz

gelecekle ilgili hedefleriniz nelerdir? 

1988 yılından bu yana düzenlemekte olduğumuz ve giderek artan sayıda katılımcı ile gerçekleştirdiğimiz kongremizin, alanında büyük kongreler arasında yer alması bizi daha çok mutlu etmekte ve sorumluluğumuzu artırmaktadır.Dünya Hipertansiyon Liginin düzenlediği Dünya Hipertansiyon Kongresini 2013 de İstanbul’a almayı başardık. Bu vesile ile yıllardır Ege bölgesinde gerek halka gerekse hekimlere yönelik aktivitelerimizi yurt geneline hatta dünya geneline taşımış olduk. Bundan sonraki vizyonumuzda yerel değil ulusal ve dünya çapında düzeyde hipertansiyon konusunda daha aktif rol üstlenmek, üç kıtanın birleşim noktasındaki Türkiye’yi hipertansiyon konusunda önemli bir merkez haline getirebilme yolunda çalışmak istiyoruz.

İlaç sektörü ile işbirlikleriniz ne anlamda olmakta ve gerçekleşen çalışmalardan aldığınız  sonuçları paylaşır mısınız? ve Son Olarak Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

İlaç sektörünün bilimsel gelişmelerdeki rolü tartışılmazdır. Gerek yeni ilaç arayışları gerekse mevcut ilaçların kullanımı ile ilgili hekimlere yönelik kongrelere destekleri çok önemlidir. Ülkemizde faaliyet gösteren firmaların da bütçesel anlamda yaşadıkları kısıtlılıklara rağmen bu kongrede yer alması ve desteklerinin giderek artması derneğimizi mutlu etmektedir. Onların destekleri sayesinde derneğimiz hem hekim hem halk bazında daha kolay hedeflerine ulaşabilecek ve gerek toplum sağlığına gerekse ülke ekonomisine faydalı katkılarımız olabilecektir.

Devamını Oku

ONLİNE DESTEK

0212 419 02 29 no'lu telefonu
arayarak bize ulaşabilirsiniz.

FAX

0212 476 51 95 no'lu telefona Fax gönderebilirsiniz.

E-POSTA DESTEK

info@kliniktipdergisi.com adresimiden bize ulaşabilirsiniz.

GÜVENLİ ALIŞVERİŞ

3D Secure, Akbank Sanal Pos ile sitemizden güvenli alışveriş yapabilirsiniz.