Üye Girişi

Zorunlu

Zorunlu

Çok Satan Kitaplar

Çocuklarda Alerji Tanıdan Tedaviye

Selen Yayıncılık

60,00


Dergi Hakkında
Danışma Kurulu
Yayın Kurulu

Klinik Tıp Bilimleri Dergisi Ocak 2018

20,00 ₺

Aynı Gün Kargolama - 3-4 İş Gününde Teslimat

Yıllık Abonelik Fiyatı : 240,00 ₺

Abonelik Süresi Seçiniz (YILLIK) Abone OL
Sadece Bu Sayıyı Almak İstiyorum Satın Al
ISSN : 2147-494X
Online ISSN :
Dil : Türkçe
Cilt : 6 Sayı: 1
Yayın Periyodu :1 Ayda 1 - Yılda 12 sayı
Yayın Türü :Yerel-Süreli
Yayına Başlama Tarihi :2013

Öz

Amaç: İç Hastalıkları polikliniğine başvuran hastalarda depresyon-anksiyete sıklığı ve biyokimyasal parametrelerle ilişkisi olup olmadığını göstermeyi amaçladık. Materyal ve Metod: Ordu Üniversitesi-Sağlık Bakanlığı Eğitim Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları polikliniğine 2012-2014 tarihleri arasında çeşitli şikayetlerle başvuran 401 hasta çalışmaya alındı. Hastalardan onam alınarak Beck Anksiyete ve Depresyon Ölçeği uygulandı. Hastaların şikayetlerine göre istenilen tetkik (hemogram, biyokimya, hormon, HbA1c) sonuçları kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya alınan 401 hastanın 325’i kadın (%81), 76’sı erkek (%19) idi. Yaş ortalaması 50,07±14,23 (min 18 -max 84) idi.401 Hastaya Beck-Anksiyete ve Beck- Depresyon anketleri uygulandı. Beck-Anksiyete anketi uygulanan hastaların %54,4 (n=218) hafif anksiyete, %35,9(n=144) orta anksiyete, %9,7(n=39) ağır anksiyete tanısı konuldu. Beck-Depresyon anketi uygulanan hastaların %39,9(n=160) normal, %29,2(n=117) hafif depresyon, %15,2(n=61) orta depresyon, %15,7 (n=63) ağır depresyon tanısı konuldu. Çalışmamızda ağır anksiyetesi olanlarda, hafif ve orta anksiyetesi olanlara göre anlamlı oranda yu¨ksek u¨rik asit du¨zeyi tespit ettik. Ayrıca anksiyete şiddeti ile u¨rik asit arasında pozitif korelasyon mevcuttu. Diğer kan parametreleri ile bir ilişki saptamadık. Sonuç: İç Hastalıkları polikliniğine şikayetleri nedeni ile ve kronik hastalıklarının takibi amacı ile başvuran hastalara yönelik yapılan Beckanksiyete ve Beck depresyon anketi ile tanı almamış ve/veya gizli kalmış anksiyete ve depresyon bozukluklarının erken dönemde tanısı konulup, uygun bir tedavi başlanabilir. Serum u¨rik asit du¨zeyindeki yu¨kselmeler, anksiyete bozukluğundan koruyucu gibi gözu¨kmektedir. Bunun patofizyolojik ve klinik etkilerinin daha geniş çaplı çalışmalarda gösterilmesi uygun olacaktır.


Öz

Amaç: İç Hastalıkları polikliniğine başvuran hastalarda depresyon-anksiyete sıklığı ve biyokimyasal parametrelerle ilişkisi olup olmadığını göstermeyi amaçladık. Materyal ve Metod: Ordu Üniversitesi-Sağlık Bakanlığı Eğitim Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları polikliniğine 2012-2014 tarihleri arasında çeşitli şikayetlerle başvuran 401 hasta çalışmaya alındı. Hastalardan onam alınarak Beck Anksiyete ve Depresyon Ölçeği uygulandı. Hastaların şikayetlerine göre istenilen tetkik (hemogram, biyokimya, hormon, HbA1c) sonuçları kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya alınan 401 hastanın 325’i kadın (%81), 76’sı erkek (%19) idi. Yaş ortalaması 50,07±14,23 (min 18 -max 84) idi.401 Hastaya Beck-Anksiyete ve Beck- Depresyon anketleri uygulandı. Beck-Anksiyete anketi uygulanan hastaların %54,4 (n=218) hafif anksiyete, %35,9(n=144) orta anksiyete, %9,7(n=39) ağır anksiyete tanısı konuldu. Beck-Depresyon anketi uygulanan hastaların %39,9(n=160) normal, %29,2(n=117) hafif depresyon, %15,2(n=61) orta depresyon, %15,7 (n=63) ağır depresyon tanısı konuldu. Çalışmamızda ağır anksiyetesi olanlarda, hafif ve orta anksiyetesi olanlara göre anlamlı oranda yu¨ksek u¨rik asit du¨zeyi tespit ettik. Ayrıca anksiyete şiddeti ile u¨rik asit arasında pozitif korelasyon mevcuttu. Diğer kan parametreleri ile bir ilişki saptamadık. Sonuç: İç Hastalıkları polikliniğine şikayetleri nedeni ile ve kronik hastalıklarının takibi amacı ile başvuran hastalara yönelik yapılan Beckanksiyete ve Beck depresyon anketi ile tanı almamış ve/veya gizli kalmış anksiyete ve depresyon bozukluklarının erken dönemde tanısı konulup, uygun bir tedavi başlanabilir. Serum u¨rik asit du¨zeyindeki yu¨kselmeler, anksiyete bozukluğundan koruyucu gibi gözu¨kmektedir. Bunun patofizyolojik ve klinik etkilerinin daha geniş çaplı çalışmalarda gösterilmesi uygun olacaktır.


Öz

Amaç: İç Hastalıkları polikliniğine başvuran hastalarda depresyon-anksiyete sıklığı ve biyokimyasal parametrelerle ilişkisi olup olmadığını göstermeyi amaçladık. Materyal ve Metod: Ordu Üniversitesi-Sağlık Bakanlığı Eğitim Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları polikliniğine 2012-2014 tarihleri arasında çeşitli şikayetlerle başvuran 401 hasta çalışmaya alındı. Hastalardan onam alınarak Beck Anksiyete ve Depresyon Ölçeği uygulandı. Hastaların şikayetlerine göre istenilen tetkik (hemogram, biyokimya, hormon, HbA1c) sonuçları kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya alınan 401 hastanın 325’i kadın (%81), 76’sı erkek (%19) idi. Yaş ortalaması 50,07±14,23 (min 18 -max 84) idi.401 Hastaya Beck-Anksiyete ve Beck- Depresyon anketleri uygulandı. Beck-Anksiyete anketi uygulanan hastaların %54,4 (n=218) hafif anksiyete, %35,9(n=144) orta anksiyete, %9,7(n=39) ağır anksiyete tanısı konuldu. Beck-Depresyon anketi uygulanan hastaların %39,9(n=160) normal, %29,2(n=117) hafif depresyon, %15,2(n=61) orta depresyon, %15,7 (n=63) ağır depresyon tanısı konuldu. Çalışmamızda ağır anksiyetesi olanlarda, hafif ve orta anksiyetesi olanlara göre anlamlı oranda yu¨ksek u¨rik asit du¨zeyi tespit ettik. Ayrıca anksiyete şiddeti ile u¨rik asit arasında pozitif korelasyon mevcuttu. Diğer kan parametreleri ile bir ilişki saptamadık. Sonuç: İç Hastalıkları polikliniğine şikayetleri nedeni ile ve kronik hastalıklarının takibi amacı ile başvuran hastalara yönelik yapılan Beckanksiyete ve Beck depresyon anketi ile tanı almamış ve/veya gizli kalmış anksiyete ve depresyon bozukluklarının erken dönemde tanısı konulup, uygun bir tedavi başlanabilir. Serum u¨rik asit du¨zeyindeki yu¨kselmeler, anksiyete bozukluğundan koruyucu gibi gözu¨kmektedir. Bunun patofizyolojik ve klinik etkilerinin daha geniş çaplı çalışmalarda gösterilmesi uygun olacaktır.


Öz

Amaç: İç Hastalıkları polikliniğine başvuran hastalarda depresyon-anksiyete sıklığı ve biyokimyasal parametrelerle ilişkisi olup olmadığını göstermeyi amaçladık. Materyal ve Metod: Ordu Üniversitesi-Sağlık Bakanlığı Eğitim Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları polikliniğine 2012-2014 tarihleri arasında çeşitli şikayetlerle başvuran 401 hasta çalışmaya alındı. Hastalardan onam alınarak Beck Anksiyete ve Depresyon Ölçeği uygulandı. Hastaların şikayetlerine göre istenilen tetkik (hemogram, biyokimya, hormon, HbA1c) sonuçları kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya alınan 401 hastanın 325’i kadın (%81), 76’sı erkek (%19) idi. Yaş ortalaması 50,07±14,23 (min 18 -max 84) idi.401 Hastaya Beck-Anksiyete ve Beck- Depresyon anketleri uygulandı. Beck-Anksiyete anketi uygulanan hastaların %54,4 (n=218) hafif anksiyete, %35,9(n=144) orta anksiyete, %9,7(n=39) ağır anksiyete tanısı konuldu. Beck-Depresyon anketi uygulanan hastaların %39,9(n=160) normal, %29,2(n=117) hafif depresyon, %15,2(n=61) orta depresyon, %15,7 (n=63) ağır depresyon tanısı konuldu. Çalışmamızda ağır anksiyetesi olanlarda, hafif ve orta anksiyetesi olanlara göre anlamlı oranda yu¨ksek u¨rik asit du¨zeyi tespit ettik. Ayrıca anksiyete şiddeti ile u¨rik asit arasında pozitif korelasyon mevcuttu. Diğer kan parametreleri ile bir ilişki saptamadık. Sonuç: İç Hastalıkları polikliniğine şikayetleri nedeni ile ve kronik hastalıklarının takibi amacı ile başvuran hastalara yönelik yapılan Beckanksiyete ve Beck depresyon anketi ile tanı almamış ve/veya gizli kalmış anksiyete ve depresyon bozukluklarının erken dönemde tanısı konulup, uygun bir tedavi başlanabilir. Serum u¨rik asit du¨zeyindeki yu¨kselmeler, anksiyete bozukluğundan koruyucu gibi gözu¨kmektedir. Bunun patofizyolojik ve klinik etkilerinin daha geniş çaplı çalışmalarda gösterilmesi uygun olacaktır.


Öz

Amaç: İç Hastalıkları polikliniğine başvuran hastalarda depresyon-anksiyete sıklığı ve biyokimyasal parametrelerle ilişkisi olup olmadığını göstermeyi amaçladık. Materyal ve Metod: Ordu Üniversitesi-Sağlık Bakanlığı Eğitim Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları polikliniğine 2012-2014 tarihleri arasında çeşitli şikayetlerle başvuran 401 hasta çalışmaya alındı. Hastalardan onam alınarak Beck Anksiyete ve Depresyon Ölçeği uygulandı. Hastaların şikayetlerine göre istenilen tetkik (hemogram, biyokimya, hormon, HbA1c) sonuçları kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya alınan 401 hastanın 325’i kadın (%81), 76’sı erkek (%19) idi. Yaş ortalaması 50,07±14,23 (min 18 -max 84) idi.401 Hastaya Beck-Anksiyete ve Beck- Depresyon anketleri uygulandı. Beck-Anksiyete anketi uygulanan hastaların %54,4 (n=218) hafif anksiyete, %35,9(n=144) orta anksiyete, %9,7(n=39) ağır anksiyete tanısı konuldu. Beck-Depresyon anketi uygulanan hastaların %39,9(n=160) normal, %29,2(n=117) hafif depresyon, %15,2(n=61) orta depresyon, %15,7 (n=63) ağır depresyon tanısı konuldu. Çalışmamızda ağır anksiyetesi olanlarda, hafif ve orta anksiyetesi olanlara göre anlamlı oranda yu¨ksek u¨rik asit du¨zeyi tespit ettik. Ayrıca anksiyete şiddeti ile u¨rik asit arasında pozitif korelasyon mevcuttu. Diğer kan parametreleri ile bir ilişki saptamadık. Sonuç: İç Hastalıkları polikliniğine şikayetleri nedeni ile ve kronik hastalıklarının takibi amacı ile başvuran hastalara yönelik yapılan Beckanksiyete ve Beck depresyon anketi ile tanı almamış ve/veya gizli kalmış anksiyete ve depresyon bozukluklarının erken dönemde tanısı konulup, uygun bir tedavi başlanabilir. Serum u¨rik asit du¨zeyindeki yu¨kselmeler, anksiyete bozukluğundan koruyucu gibi gözu¨kmektedir. Bunun patofizyolojik ve klinik etkilerinin daha geniş çaplı çalışmalarda gösterilmesi uygun olacaktır.


Öz

Amaç: İç Hastalıkları polikliniğine başvuran hastalarda depresyon-anksiyete sıklığı ve biyokimyasal parametrelerle ilişkisi olup olmadığını göstermeyi amaçladık. Materyal ve Metod: Ordu Üniversitesi-Sağlık Bakanlığı Eğitim Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları polikliniğine 2012-2014 tarihleri arasında çeşitli şikayetlerle başvuran 401 hasta çalışmaya alındı. Hastalardan onam alınarak Beck Anksiyete ve Depresyon Ölçeği uygulandı. Hastaların şikayetlerine göre istenilen tetkik (hemogram, biyokimya, hormon, HbA1c) sonuçları kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya alınan 401 hastanın 325’i kadın (%81), 76’sı erkek (%19) idi. Yaş ortalaması 50,07±14,23 (min 18 -max 84) idi.401 Hastaya Beck-Anksiyete ve Beck- Depresyon anketleri uygulandı. Beck-Anksiyete anketi uygulanan hastaların %54,4 (n=218) hafif anksiyete, %35,9(n=144) orta anksiyete, %9,7(n=39) ağır anksiyete tanısı konuldu. Beck-Depresyon anketi uygulanan hastaların %39,9(n=160) normal, %29,2(n=117) hafif depresyon, %15,2(n=61) orta depresyon, %15,7 (n=63) ağır depresyon tanısı konuldu. Çalışmamızda ağır anksiyetesi olanlarda, hafif ve orta anksiyetesi olanlara göre anlamlı oranda yu¨ksek u¨rik asit du¨zeyi tespit ettik. Ayrıca anksiyete şiddeti ile u¨rik asit arasında pozitif korelasyon mevcuttu. Diğer kan parametreleri ile bir ilişki saptamadık. Sonuç: İç Hastalıkları polikliniğine şikayetleri nedeni ile ve kronik hastalıklarının takibi amacı ile başvuran hastalara yönelik yapılan Beckanksiyete ve Beck depresyon anketi ile tanı almamış ve/veya gizli kalmış anksiyete ve depresyon bozukluklarının erken dönemde tanısı konulup, uygun bir tedavi başlanabilir. Serum u¨rik asit du¨zeyindeki yu¨kselmeler, anksiyete bozukluğundan koruyucu gibi gözu¨kmektedir. Bunun patofizyolojik ve klinik etkilerinin daha geniş çaplı çalışmalarda gösterilmesi uygun olacaktır.


Öz

Amaç: İç Hastalıkları polikliniğine başvuran hastalarda depresyon-anksiyete sıklığı ve biyokimyasal parametrelerle ilişkisi olup olmadığını göstermeyi amaçladık. Materyal ve Metod: Ordu Üniversitesi-Sağlık Bakanlığı Eğitim Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları polikliniğine 2012-2014 tarihleri arasında çeşitli şikayetlerle başvuran 401 hasta çalışmaya alındı. Hastalardan onam alınarak Beck Anksiyete ve Depresyon Ölçeği uygulandı. Hastaların şikayetlerine göre istenilen tetkik (hemogram, biyokimya, hormon, HbA1c) sonuçları kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya alınan 401 hastanın 325’i kadın (%81), 76’sı erkek (%19) idi. Yaş ortalaması 50,07±14,23 (min 18 -max 84) idi.401 Hastaya Beck-Anksiyete ve Beck- Depresyon anketleri uygulandı. Beck-Anksiyete anketi uygulanan hastaların %54,4 (n=218) hafif anksiyete, %35,9(n=144) orta anksiyete, %9,7(n=39) ağır anksiyete tanısı konuldu. Beck-Depresyon anketi uygulanan hastaların %39,9(n=160) normal, %29,2(n=117) hafif depresyon, %15,2(n=61) orta depresyon, %15,7 (n=63) ağır depresyon tanısı konuldu. Çalışmamızda ağır anksiyetesi olanlarda, hafif ve orta anksiyetesi olanlara göre anlamlı oranda yu¨ksek u¨rik asit du¨zeyi tespit ettik. Ayrıca anksiyete şiddeti ile u¨rik asit arasında pozitif korelasyon mevcuttu. Diğer kan parametreleri ile bir ilişki saptamadık. Sonuç: İç Hastalıkları polikliniğine şikayetleri nedeni ile ve kronik hastalıklarının takibi amacı ile başvuran hastalara yönelik yapılan Beckanksiyete ve Beck depresyon anketi ile tanı almamış ve/veya gizli kalmış anksiyete ve depresyon bozukluklarının erken dönemde tanısı konulup, uygun bir tedavi başlanabilir. Serum u¨rik asit du¨zeyindeki yu¨kselmeler, anksiyete bozukluğundan koruyucu gibi gözu¨kmektedir. Bunun patofizyolojik ve klinik etkilerinin daha geniş çaplı çalışmalarda gösterilmesi uygun olacaktır.


Öz

Amaç: İç Hastalıkları polikliniğine başvuran hastalarda depresyon-anksiyete sıklığı ve biyokimyasal parametrelerle ilişkisi olup olmadığını göstermeyi amaçladık. Materyal ve Metod: Ordu Üniversitesi-Sağlık Bakanlığı Eğitim Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları polikliniğine 2012-2014 tarihleri arasında çeşitli şikayetlerle başvuran 401 hasta çalışmaya alındı. Hastalardan onam alınarak Beck Anksiyete ve Depresyon Ölçeği uygulandı. Hastaların şikayetlerine göre istenilen tetkik (hemogram, biyokimya, hormon, HbA1c) sonuçları kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya alınan 401 hastanın 325’i kadın (%81), 76’sı erkek (%19) idi. Yaş ortalaması 50,07±14,23 (min 18 -max 84) idi.401 Hastaya Beck-Anksiyete ve Beck- Depresyon anketleri uygulandı. Beck-Anksiyete anketi uygulanan hastaların %54,4 (n=218) hafif anksiyete, %35,9(n=144) orta anksiyete, %9,7(n=39) ağır anksiyete tanısı konuldu. Beck-Depresyon anketi uygulanan hastaların %39,9(n=160) normal, %29,2(n=117) hafif depresyon, %15,2(n=61) orta depresyon, %15,7 (n=63) ağır depresyon tanısı konuldu. Çalışmamızda ağır anksiyetesi olanlarda, hafif ve orta anksiyetesi olanlara göre anlamlı oranda yu¨ksek u¨rik asit du¨zeyi tespit ettik. Ayrıca anksiyete şiddeti ile u¨rik asit arasında pozitif korelasyon mevcuttu. Diğer kan parametreleri ile bir ilişki saptamadık. Sonuç: İç Hastalıkları polikliniğine şikayetleri nedeni ile ve kronik hastalıklarının takibi amacı ile başvuran hastalara yönelik yapılan Beckanksiyete ve Beck depresyon anketi ile tanı almamış ve/veya gizli kalmış anksiyete ve depresyon bozukluklarının erken dönemde tanısı konulup, uygun bir tedavi başlanabilir. Serum u¨rik asit du¨zeyindeki yu¨kselmeler, anksiyete bozukluğundan koruyucu gibi gözu¨kmektedir. Bunun patofizyolojik ve klinik etkilerinin daha geniş çaplı çalışmalarda gösterilmesi uygun olacaktır.


Öz

Amaç: Psikiyatri kliniğinde yatarak tedavi gören şizofreni hastalarının sosyodemografik, ailevi ve klinik özelliklerini belirlemek, bu özelliklerin hastalığın seyrine, tedaviye ve dolayısıyla bireyin yaşamına yansımalarını gözden geçirmek amaçlanmıştır. Yöntem: Ocak 2011-Eylu¨l 2014 tarihleri arasında Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Beyhekim Psikiyatri Kliniğinde yatarak tedavi gören şizofreni tanılı hastalar çalışmaya alınmıştır. Veri toplama aracı olarak araştırmacılar tarafından hazırlanan formlar kullanılarak 133 kadın ve 154 erkek hastanın bilgileri kaydedilmiştir. Bulgular: Çalışmada yer alan hastaların %46,3’u¨ kadın, %53,7’si ise erkek hastalardan oluşmaktadır. Hastaların yaş ortalaması 37.90 ±11.15 olarak bulunmuştur. Medeni durum, doğum yeri, eğitim durumu, kimlerle yaşadıkları, ortalama hastalık başlangıç yaşı, ortalama hastalık su¨resi, adli durum değişkenleri bakımından cinsiyetler arası istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Çalışma durumu, yatarak tedavi görme sayısı, sigara, alkol, madde kullanımı, tedavi uyumu değişkenleri cinsiyetler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark oluşturmuştur. Tedavi uyumu ile hastane yatış sayısı arasında negatif bir ilişki saptanmıştır. İntihar girişimi kadınlarda yu¨ksek olup istatistiksel olarak sınırda anlamlılık du¨zeyinde bir fark bulunmuştur. Kadın şizofreni hastalarının ailelerinde şizofreni ve benzeri hastalık bulunma oranı (%49.6) erkek hastaların ailelerinde şizofreni ve benzeri hastalık bulunma oranından (%37.0) istatistiksel olarak anlamlı du¨zeyde yu¨ksek bulunmuştur. Sonuç: Şizofreni hastalığında, hastalığa ait yatkınlaştırıcı faktörlerin, hastalığın yönetiminde kullanılan kaynakların, tedavinin ve tedavisizliğin sonuçlarının daha iyi anlaşılması gelecek planlamalarda katkı sağlayacaktır. Bu katkının ku¨ltu¨re özgu¨ olması bu alanda çok merkezli iyi planlamalar yapılarak yu¨ru¨tu¨lecek araştırmalar ihtiyacını doğurmaktadır.


Öz

Genel olarak ‘’Kusursuzluk için çaba’’ olarak nitelendirilen ve bugu¨ne kadar farklı şekillerde yapılmış birçok tanımı bulunan mu¨kemmeliyetçilik bir birey için olumlu sonuçlarla mı yoksa olumsuz sonuçlarla mı ilişkilidir? Mu¨kemmelliyetçilik orta derecede kalıtsal olan bir kişilik özelliği olmasının yanında yu¨ksek standartlar çerçevesinde öz değerlendirmenin aşırı eleştirel olması ile karakterize bir durumdur. Literatu¨re baktığımızda Mu¨kemmeliyetçiliğin, tek boyutlu, kategorik ve çok boyutlu olmak u¨zere farklı şekillerde tanımlandığını görmekteyiz. Mu¨kemmeliyetçiliği tek boyutlu olarak tanımlamanın, mu¨kemmeliyetçiliği olumsuz bir özellik olarak ele alıp yalnızca benliğe zarar veren tarafı u¨zerinde durduğunu görmekteyiz. Kategorik bakış ise mu¨kemmelliyetçiliğin kişinin çevresine olan uyumunu bozmadığı su¨rece “normal” bir özellik olarak da değerlendirilebileceğini belirtmiş ve tanımlamalar normal/uyumlu (adaptif) ve nevrotik/uyumsuz (maladaptif) mu¨kemmeliyetçilik olmak u¨zere iki kısma ayırmıştır. Adaptiv mu¨kemmeliyetçilikte kişi yu¨ksek hedeflere sahip olmasına karşın, performansına dair memnuniyetini korurken, maladaptif mu¨kemmeliyetçilikte kişi ulaşılamayacak kadar yu¨ksek standartlar belirleyerek, sonuçta kendi performansından memnuniyette yetersizlik ve kapasitesi konusunda belirsizlik yaşar. Buradaki temel fark normal/uyumlu mu¨kemmeliyetçilerin gerçekçi hedefler belirlerken, diğerlerinin gerçekçi olmayan hedeflere saplanmış olmalarıdır. Ancak daha sonra bu özelliği değerlendirmek u¨zere geliştirilen çok boyutlu ölçekler sayesinde mu¨kemmeliyetçiliğin olumlu ve olumsuz sonuçlar doğurabilen karmaşık ve çok yönlu¨ bir yapı olduğuna ilişkin kanıtlar ortaya çıkmıştır . Tu¨m bu değerlendirmeler ışığında mu¨kemmelliyetçiliğin bazı özellikleri sağlıklı psikolojik işlevsellik ve sosyal açıdan arzu edilir kabul edilirken, diğerlerinin başarısızlıktan aşırı korkma ve aşırı öz eleştirel tutum gibi negatif sonuçlar doğurabiliceği vurgulanmaktadır. Araştırmalarda mu¨kemmelliyetçiliği ölçmek için en yaygın olarak kullanılan iki ölçek; Frost ve arkadaşlarının 1990 yılında geliştirdikleri çok boyutlu mu¨kemmeliyetçilik ölçeği (FMPS) ve Hewitt ve Flett’in 1991 yılında geliştirdikleri çok boyutlu mu¨kemmeliyetçilik ölçeği (HMPS)’dir.


Öz

Baş ağrısı, genel hasta poliklinikleri ve nöroloji polikliniklerine başvuran hastaların en yoğun yakınmasıdır. Ağrı şiddeti, hayat kalitesine etkisi, kişisel ve u¨lke ekonomisine etkisine bakıldığında, migren, bilinmesi gereken en önemli konudur ki, du¨nyada yaklaşık 700 milyon migren hastası vardır. Migren tipi baş ağrısı, ataklarla seyreden ve gu¨nlerce devam eden, çoğunlukla tek taraflı yerleşimli, zonklayıcı özellikte, şiddetli ve kişinin gu¨nlu¨k aktivitelerini olumsuz etkileyen kronik bir baş ağrısıdır. Hastalarda eş zamanlı psikiyatrik bozukluk göru¨lme oranları oldukça yu¨ksek du¨zeylerde olduğu gibi, migren oluşunda ve gidişinde etkili olduğu gösterilmiş birçok psikolojik etken de tanımlanmıştır. Ancak kullanılan tanı ölçu¨tleri, ölçekler ve çalışmaların yapıldığı popu¨lasyonların farklılığı, tipik özelliklerin saptanmasını gu¨çleştirmektedir. Psikiyatrik belirtilerin migren tipi baş ağrısı için bir risk faktöru¨ olduğu ileri su¨ru¨lmu¨ştu¨r. Anksiyete ve öfke uzun zamandır migren atakları ile ilişkilendirilmiştir. Bu gözden geçirme yazısında migren tipi baş ağrısı nedenleri ve psikiyatrik belirtiler arasındaki ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır.


Öz

Gardner-Diamond Sendromu (otoeritrosit sensitizasyon sendromu) genellikle genç kadınlarda göru¨len, hematolojik testlerin normal olduğu, ekimozlarla belirti veren nadir bir sendromdur. Sıklıkla ekstremiteleri tutan ekimozlar, özellikle emosyonel stres veya hafif travma sonrasında spontan olarak ortaya çıkar. Gardner Diamond sendromlu bazı hastalarda, hemorajik bulgular ve depresyon, dissosiyatif bozukluk, çoçuklukta yaşanan psikojenik travmalar, konversiyon semptomları birlikteliği saptanmıştır . Her iki uylukta tekrarlayan ekimotik lezyonları olan 39 yaşındaki bir olgu sunulmuş ve literatu¨r gözden geçirilmiştir.


Öz

Pedofili, ergenlik öncesi çocuklara yönelik cinsel ilgi olarak tanımlanır. Pedofilik davranışların yineleme oranları çok yu¨ksektir ve benlikle uyumludur (ego-syntonic). Tanı, birey bu fantezilere göre davranıyor ya da bu fanteziler belirgin bir sıkıntı oluşturuyorsa, sosyal ve mesleki işlevlerde zorluk yaratıyorsa, klinik olarak anlam kazanır ve tedavisi yapılır. Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) ise obsesyon ve kompulsiyonların göru¨ldu¨ğu¨ bir hastalıktır. Obsesyonlar genellikle benliğe yabancıdır (ego-dsytonic); belirgin anksiyete ve sıkıntıya neden olurlar. Birbirinden farklı olan bu iki rahatsızlıkta ortak olarak obsesif tarzda du¨şu¨nme ve kompulsif ritu¨ellerin yer aldığı göru¨lmektedir. Olgumuz, bu iki bozukluğun klinik özellikleri göz önu¨nde bulundurularak tanı açısından gözden geçirilmiştir.


Öz

Kleptomani, kişisel kullanım ya da parasal değeri için gereksinme duyulmayan nesneleri tekrarlayıcı biçimde çalmaya yönelik du¨rtu¨lere karşı koyamama olarak tanımlanan bir du¨rtu¨ denetim bozukluğudur. Kleptomaninin yaygınlığı % 0.6 olarak bilinmektedir. Kleptomani ile ilgili bugu¨nku¨ bilgiler genellikle olgu sunumları ve nedenini açıklamaya yönelik kuramsal çalışmalardan elde edilmektedir. Kleptomaninin komorbidite ile ilgili olarak obsesif kompulsif spektrum bozuklukları ve duygudurum bozukluklar ile olan ilişkisi dikkat çekicidir. Fakat kleptomani ile ilgili bilgiler sınırlıdır. Kleptomani nedenleri, risk faktörleri, diğer ruhsal bozukluklarla ilişkisi ve tedavi yaklaşımları tam olarak bilinmemektedir. Bu çalışmada kleptomani yakınmaları olan 48 yaşındaki bir kadın olgu sunulmuştur. Olgu sunumumuzda bu tu¨r hastalarda tanı ve tedavi ilkeleri tartışılmıştır.


Öz

Erotomani, hakkında 1921'de geniş kapsamlı bir inceleme belgesi (Les Psychoses Passionelles) yayınlayan Fransız psikiyatrist Gaëtan Gatian de Clérambault'dan (1872-1934) sonra Clérambault sendromu olarak da adlandırıldı. De Clérambault sendromu; bireyin özgu¨l bir şekilde başka birinin kendisine aşık olduğuna inandığı, ayrıntılı ve du¨zenli sanrıyla belirgin nadir göru¨len bir sendromdur. Sanrı genellikle cinsel bir çekicilikten çok manevi bir bağlanma ve romantik bir aşkla ilgilidir. Hastalar çoğunlukla orta sınıftan kadınlardır. Sözde sevgili genellikle; daha yaşlı, ekonomik ve sosyal açıdan daha yu¨ksek sınıftan, evli ve hastaya uygun olmayan bir bireydir. Belirtilerin başlangıcı ani olabilir ve sıklıkla kişinin yaşamının temel odağı haline gelir. Hipokrat zamanından beri bilinmesine karşın, ilk kez De Clerambault tarafından tanımlanan bu bozukluğun nasıl başladığına, seyri, tedavisine ilişkin bilgiler sınırlıdır. Çalışmamızda; 52 yaşında, ilkokul mezunu, işsiz, dul ve hekimin kendisine aşık olduğuna ilişkin sanrı geliştiren bir kadın hasta nedeniyle sendromun etiyoloji, klinik ve tedavi açısından tartışılması amaçlanmıştır.

Kitaplarımız

Aile Hekimliği Başucu Kitabı TÜKENDİ.

Selen Yayıncılık

0,00
İncele

Karotis Arter Darlıkları: Cerrahi Tedavi

Selen Yayıncılık

50,00
İncele

TUS VE YDUS İÇİN YENİDOĞAN SORU BANKASI

Selen Yayıncılık

60,00
İncele

Dermatolojik Hastalıklarda Çinko`nun Önemi

Selen Yayıncılık

50,00
İncele

30 SORUDA ÇOCUKLARDA BESİN ALERJİLERİ Besin Alerjisi Nedir Ne Değildir?

Selen Yayıncılık

150,00
İncele
Hepsini Gör

ONLİNE DESTEK

0212 419 02 29 no'lu telefonu
arayarak bize ulaşabilirsiniz.

FAX

0212 476 51 95 no'lu telefona Fax gönderebilirsiniz.

E-POSTA DESTEK

info@kliniktipdergisi.com adresimiden bize ulaşabilirsiniz.

GÜVENLİ ALIŞVERİŞ

3D Secure, Akbank Sanal Pos ile sitemizden güvenli alışveriş yapabilirsiniz.