Üye Girişi

Zorunlu

Zorunlu

Çok Satan Kitaplar



Dergi Hakkında
Danışma Kurulu
Yayın Kurulu

Klinik Tıp Aile Hekimliği Dergisi Eylül - Ekim 2017

20,00 ₺

Aynı Gün Kargolama - 3-4 İş Gününde Teslimat

Yıllık Abonelik Fiyatı : 210,00 ₺

Abonelik Süresi Seçiniz (YILLIK) Abone OL
Sadece Bu Sayıyı Almak İstiyorum Satın Al
ISSN : 1309-0461
Online ISSN :
Dil : Türkçe
Cilt : 9 Sayı 5
Yayın Periyodu :2 Ayda 1 - Yılda 6 Sayı
Yayın Türü :Yerel - Süreli
Yayına Başlama Tarihi :2009

Öz

Amaç: Koroner artere uygulanılacak koroner anjiografi ve perku¨tan işlemler kolay

erişilebilir olması ek olarak başarı oranının yu¨ksek olması nedeniyle genellikle femoral

arter yoluyla yapılmaktadır. Bu calışmada koroner anjıografi ve perku¨tan koroner girişim

işlemlerinde femoral arter pnoÅNmotik kompresyon cihazının etkinliğinin değerlendirilmesi

amacıyla planlanmıştır.

Materiyel Metod: Ocak 2016 ile Ağustos 2016 tarihleri arasında Kardiyoloji kliniğinde

koroner anjiografi yapılan 66 erkek 60 kadın toplam 126 hasta calışmaya dahil edildi.

Hastaların 55 ine işlem sonrası arteryel giriş yerinefemoral arter pnoÅNmotik kompresyon

cihazı(Close pad) uygulandı.Hastaların femoral girişim yeri lokal damarsal komplikasyonlar

acısından kılıfın cıkarılışından hemen sonra ve işlem sonrası 24. saatte hastaların,

goÅNrsel olarak yerel morluk alanı, hematom, psoÅNdoanevrizma ve arteriyovenoÅNz fistu¨l

gibi erken doÅNnem femoral boÅNlge komplikasyonları değerlendirildi. Gerekli goÅNru¨len

hastalardanfemoral boÅNlge Doppler ultrason goÅNru¨ntu¨leri alındı. Kum torbası kullanılan hastalarla

closepad uygulanan hastalar karşılaştırıldı.

Bulgular: Calışmamızda kum torbası konulan grup ile closepad uygulanan hastalarda

benzer sıklıkta ekimoz goÅNzlendi. Ekimoz sıklığı kum torbası konan 14 hastada goÅNzlenirken

closepad uygulanan 12 hastada goÅNzlendi ancak aradaki fark istatistikselolarak

anlamlı değildi (p=0.348). Gelişen hematom sıklığı da yine benzerdi. Kum torbası kullanılan

3 hastada hematom goÅNru¨lu¨rken closepad uygulanan 2 hastada hematom saptandı.

Calışmamızda femoral arter psoÅNdoanevrizması her iki grupta da hic goÅNzlenmedi.

Sonuç: Femoral arter yoluyla yapılan koroner girişimlerde femoral arter ponksiyon

yerinin Close pad ile kompresyon yoluyla kapatılması klasik elle bası sonrası kum torbalarıyla

kıyaslandığında tercih edilebilir bir yoÅNntemdir. PsoÅNdoanevrizma, ekimoz ve hematom

gibi femoral boÅNlge komplikasyonları bakımından kum torbalarına benzer gu¨venlik

ve etkinlikte olduğu saptanmıştır.


Öz

Dismenore; jinekolojik hastalıklarda en sık karşılaşılan başvuru şikayetlerinden biri

olup ağrılı adet goÅNrme anlamına gelir. Primer dismenoreye menstruasyon sırasında endometriumdan

prostaglandin F2α nın salınması neden olur. Bu da uterus du¨z kaslarının

kontraksiyonlarına neden olur. Uterus ici basınc sistemik dolaşım basıncının u¨zerine cıkar

anjina eş değeri olan bir iskemi oluşur. Sekonder dismenore; endometriozis, pelvik

inflamatuvar hastalık, servikal darlık, polip gibi altta yatan spesifik bir nedene bağlı oluşur.

Primer dismenorede tedavi secenekleri nonsteroid antiinflamatuvar ilaclar ve hormonal

kontrasepsiyondur. Dismenorede NSAİİ’ların daha etkin olduğu ile ilgili sonuclar

mevcut olmasına rağmen parasetamolu¨n daha gu¨venli ve diğer ilaclar ya da adjuvan

maddelerle kombine kullanılması tedavi seceneklerinden biri olarak devam etmektedir.

Hipermenore; menstrual siklusların du¨zenliği olduğu fakat 7 gu¨nden uzun su¨ren ya da

80 ml’den fazla olan menstru¨el kanamalardır. Ovulasyon yetmezliği, luteal faz yetmezliği,

endometriyal bozukluklar disfonksiyonel uterus kanaması yaparlar. Prostaglandinler

idyopatik hipermenoreyle birlikte fibroid, adenomiyozis, intrauterin arac kullanımından

kaynaklanan fazla menstruel kanamayla ilişkili olabilir. Hipermenorede NSAİİ’ların

etkinliği hormonal tedavi kadar olmamasına rağmen plaseboyla karşılaştırıldığında

etkin bulunmuştur fakat parasetamol ve diğer NSAİİ’ ların etkinlikleri ve karşılaştırılması

icin daha fazla calışmaya ihtiyac vardır.


Öz

Giriş: Kardiyovasku¨ler hastalıklar oÅNnde gelen oÅNlu¨m nedenleri olarak bilinmektedir.

Tirofiban GPIIb / IIIa reseptoÅNr antagonisti olup , trombosit agregasyonunu etkili bir şekilde

inhibe eder. Ortalama Trombosit Hacmi trombosit aktivasyonunu goÅNsteren bir markerdir.

Calışmamızda tirofibanın ortalam trombosit hacmine etkisini değerlendirmeği amacladık.

Yöntem: Calışmaya tedavisine 300 mg aspirin 600 mg klopidogrel verilen grup (n:

20)ve bu ikili antiplatelet tedaviye ek olarak tirofiban eklenen grup (n:56) olmak u¨zere

iki gruba ayrıldı. Bu iki gurubun tedavi oÅNncesi ve sonrası hematolojik parametreleri değerlendirildi.

Bulgular: İşlem oÅNncesi ve sonrası ortalam trombosit hacmi karşılaştırıldığında ortalama

trombosit hacminin tirofiban verilen gurupta istatistiksel olarak anlamlı şekilde

du¨ştu¨ğu¨ izlendi. (8,31Å}1,12; 7,89Å}0,81 p<0,001).

Sonuç: Calışmamızda yoğun trombu¨s yu¨ku¨ olan hastalarda tirofibanın kullanılmasının

ortalama trombosit hacmi nin azalaması u¨zerine olumlu etkisi olduğu goÅNsterilmiştir.

 

Abstract

Introduction: Cardiovascular diseases are known as leading causes of death. The tirofiban

GPIIb / IIIa receptor antagonist effectively inhibits platelet aggregation. Mean

Platelet Volume is a marker indicating platelet activation. We aimed to evaluate the effect

of tirofiban on the mean platelet volume in our study.

Methods: The patients were divided into two groups: the control group treat with 300

mg aspirin 600 mg clopidogrel (n: 20) and the other group (tirofiban group n: 56) in addition

to these two antiplatelet treatments. Hematological parameters of these two groups

were evaluated before and after treatment.

Results: When the mean platelet volume was compared before and after the procedure,

it was observed that the mean platelet volume decreased statistically in the tirofiban

group. (8,31 Å} 1,12; 7,89 Å} 0,81 p <0,001).

Conclusion: in our study has been shown that the use of tirofiban in patients with

intense thrombus load a positive effect on the reduction of mean platelet volume.


Öz

Giriş: Sigara kullanımı ile ilgili tutumlar u¨lkeden u¨lkeye değişmekle birlikte oÅNnemli

bir toplum sağlığı problemidir. Sigara ile mu¨cadelede etki rol alması gerekli olan hekimlerin

kendilerinin de sigara kullanımının sık olduğu genel kanı olarak soÅNylenmektedir,

fakat bu konu ile ilgili sınırlı sayıda calışma bulunmaktadır. Bu calışmada u¨lkemizdeki

hekimlerin sigara ile tutumlarını araştırıldı. Materyal ve metot: Anket yardımcı

bir web sitesinde hazırlandı. Internet u¨zerinden 192 hekime ulaşıldı. Toplam 156 anket

calışmaya alınmıştır. Bulgular: Ankete katılım sağlayan hekimlerin yaşı 32 (25-60

aralığında) idi. Hekimlerin bu¨yu¨k kısmı (%52.9) asistan hekim olarak goÅNrev almaktaydı.

Calışmaya katılan hekimlerin 69’ u (%45.1) du¨zenli veya nadiren sigara kullanmaktaydı.

Sigara kullanan hekimlerin %69.1’i gu¨nde 10 ile 25 adet arasında sigara kullanmakta

idi. Sigara icme durumu ile paket u¨zerindeki uyarı yazılarının etkinliği karşılaştırıldığında

du¨zenli icicilerin %54.7’ si uyarıların etkisiz olduğunu du¨şu¨nu¨rken, hic icmemiş

olanların %20.0’ si etkisiz olduğunu du¨şu¨nmekteydi. Hekimlerimizden sigara icenlerin

%58.5’i hastalara sigara bırakma yoÅNnu¨ndeki oÅNnerilerinin etkisiz olduğunu du¨şu¨nu¨rken,

sigara hic icmemiş hekimlerimizde bu oran %20 ve daha oÅNnce kullanmakta iken kullanmayı

bırakmış hekimlerimizde %44.8’ di. Sadece sigara kullanan hekimlerimiz değerlendirmeye

alındığında sigara kullanımı 1 paketten fazla olan hekimlerimizin

%77.3’ u¨ paket u¨zerindeki uyarı yazılarının etkisiz olduğunu du¨şu¨nu¨rken, aynı zamanda

bu gurup hekimlerin %72.7’ si hastaya sigarayı bırakma yoÅNnu¨ndeki oÅNnerilerinin de

etkisiz olduğunu du¨şu¨nmekteydi. Hekim u¨nvanı ile paket u¨zerindeki uyarı yazıları ve

hekimlerin sigara bırakma yoÅNnu¨ndeki oÅNnerileri arasında herhangi bir ilişki olmadığı goÅNru¨ldu¨.

Hekimlerin branşları ile sigara icme durumu arasında anlamlı ilişki yoktu. Sadece

sigara kullanan hekimler değerlendirildiğinde, hekimin branşının gu¨nlu¨k sigara kullanım

miktarı ile ilişkili olmadığı tespit edildi. Tartışma: Calışmamızda hekimlerin sigara

kullanımının genel popu¨lasyona goÅNre daha yu¨ksek oranda olduğu ortaya cıkmıştır.

Hekimlerin %19.6’sı hastalarına sigarayı bırakma yoÅNnu¨ndeki oÅNnerilerinin yararlı ve %30.1’si

sigara paketleri u¨zerindeki uyarı yazılarının yararlı olduğunu du¨şu¨nmektedir.


Öz

Parazit hastalıkları bu¨yu¨me ve gelişmenin en oÅNnemli doÅNnemlerinde olan cocukları etkilemektedir.

Cocuklarda malnutrisyon, malabsorbsiyon, zihinsel ve sosyal uyum bozukluğu

ve verimliliği azaltan oÅNnemli rahatsızlıklara neden olabilmektedir. UÅNlkemizde de

bağırsak parazitlerinin oÅNnemli bir sağlık sorunu olduğu, cocukların toplu yaşadığı kreş,

anaokulu ve okullarda cok sık goÅNru¨lmektedir. Araştırmada ilkoÅNğretim okulu oÅNğrencilerinde

Enterobius vermicularis’in yaygınlığının belirlenmesi ve tedavisi amaclanmıştır.

Calışmada selofanlı lam yoÅNntemiyle 6-13 yaş arası cocuklardan 155 perianal boÅNlge

materyali alınmış ve ışık mikroskobu ile incelenmiştir. Araştırmada 12 (%7.7) cocukta

parazite rastlanılmıştır. Parazit saptananlardan 4 u¨ kadın 8 i erkektir. Parazit saptanan

oÅNğrencilerin tedavileri icin gerekli yoÅNnlendirmeler yapılmış ve korunma yolları ile ilgili

bilgi verilmiştir.

Calışmanın evrenini oluşturan ilkoÅNğretim cocuklarında saptanan E. vermicularis oranı

boÅNlgede elde edilen ilk epidemiyolojik verilerden biri olup Ordu ilinde parazitlerin epidemiyolojisine

yoÅNnelik calışmaların planlanıp sağlık personeli ile birlikte koordineli bir

calışma, okul ve aileler arasında işbirliği sağlanarak halk sağlığı eğitimleri yapılması gerektiği

kanısına varılmıştır.


Öz Çalışmada, Ordu ilinde bilim sanat merkezi öğrenci seçimlerinde öğretmenler tarafından ön eleme usulu¨ seçilen ve önerildikten sonra grup sınavlarını geçerek WNV zeka testine girmeye hak kazanmış öğrencilerin velileri çeşitli değişkenler açısından değerlendirilmiştir. Araştırmaya gönu¨llu¨ olarak katılmış 104 öğrenci velisi ile göru¨şme yapılmıştır. Daha sonra WNV zeka testinden 130 puan ve u¨stu¨ alarak Bilim sanat Merkezlerine (BİLSEM) kayıt hakkı kazananlar tespit edilmiş ve elde edilen bilgiler doğrultusunda verilerin yu¨zdelik sonuçlarının analizleri ile ilgili değerlendirmeler yapılmıştır. Buna göre, öğrencilerin veli eğitim durumları incelendiğinde eğitim seviyelerinin yu¨ksek olduğu, öğrencilerin bu¨yu¨k ilçe merkezlerinden başvurduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak BİLSEM ‘lerin kuruluş ve işleyiş esaslarına göre ulaşılması gereken öğrenci potansiyelinin çok gerisinde bir sayının sınavlara girdiği ve BİLSEM’lerin istendik hedeflere göre öğrenci seçimi yapamadığı belirlenmiştir.


Öz

Benign meme hastalığı sklerozan lenfositik lobulitin otoimmu¨n hastalıklar sonucu olduğu du¨şu¨nu¨lmektedir. 46 yaşında bayan hasta memesinde şişlik şikayeti ile genel cerrahi bölu¨mu¨ne başvurdu. Şişlik, 8x5 cm ölçu¨lerinde ağrılı, şiş ve kızarıktı. Hasta, daha önce hipotroidizm ve hepatit B tanısı almıştı. Histopatolojik bulgular perilobu¨ler alanlarda lenfositik inflamasyon, belirgin keloid benzeri stromal skleroz gösterdi. Sklerozan lenfositik lobulit tanısı konuldu.

Abstract

The benign breast disease sclerosing lymphocytic lobulitis is thought to result from autoimmune diseases. 46-year-old woman visited department of general surgery complaining of a lump in her breast. It was 8x5 cm in diameter, painful, swelling, reddish. The patient was diagnosed with hypothyroidism and hepatitis B previously. Histopathological findings demonstrated marked keloid-like stromal sclerosis and lymphocyte inflamation in the perilobular areas. Sclerosing lymphocytic lobulitis was diagnosed.


Öz

Tıp alanındaki gelişmelere paralel olarak kronik hastalıkların sağ kalım su¨releri artmış, beklenen yaşam su¨releri uzamıştır. Bu gelişmeler yaşlı ve kronik hastalıklarla mu¨cadele eden birey sayısının artması sonucunu doğurmaktadır. Bakım veren yu¨ku¨, hastanın gereksinimlerini karşılamak için harcanan zaman, hastalığın neden olduğu fiziksel kısıtlılıklar, ekonomik sıkıntılar ile ilgili olarak karşılaşılan gu¨çlu¨ğu¨n derecesi olarak ifade edilmektedir. Bakım vermenin getireceği yu¨k, fiziksel kısıtlılık ile birlikte tıbbi bakımın da gerekli olduğu inme, Parkinson Hastalığı, Alzheimer tipi demans başta olmak u¨zere kronik nörolojik hastalıklarda belirgin olarak artmıştır. Bakım verenin yaşı, cinsiyeti, eğitim durumu, bakım verme su¨resi gibi kişisel faktörlerin yanı sıra yaşanılan toplumun ku¨ltu¨rel, sosyal yapılanmaları, sağlık sistemlerindeki farklılıklar bakım yu¨ku¨ u¨zerinde etkilidir. Yakınlarına bakım verenlerin yu¨klerinin azaltılması için hem kamusal hem sosyal destek olanaklarının arttırılması gereklidir. Bu yazıda kronik nörolojik hastalıklarda bakım veren yu¨ku¨ araştırmaları derlenmiş, etkileyen faktörlerin tespiti ile çözu¨m önerilerinin ortaya konulması amaçlanmıştır.


Öz

Demans, sinsi başlangıçlı, yıllar içinde yavaş ve ilerleyici seyirli bir hastalıktır. Tu¨m du¨nyada 44,4 milyon demanslı hasta vardır. Bu sayıya her yıl 7,7 milyon hasta daha eklenmektedir. Bu sayının 2030 yılında 75,6 milyona, 2050 yılında ise 135,5 milyona çıkması beklenmektedir (DSÖ, 2013). Yaşlı nu¨fusunun giderek artması, demansın sık karşılaşılan bir durum olması ve demanslı olguların %60-70’inden Alzheimer Hastalığı’nın (AH) sorumlu olması nedeni ile AH, nörolojinin en önemli sorunlarından biri haline gelmiştir. Sarkopeni, ilerleyici kas gu¨cu¨ ve kuvvetinin kaybı ile karakterize olan fiziksel bağımlılık, kötu¨ yaşam kalitesi ve mortalite gibi olumsuz sonuçlara neden olabilen bir sendromdur. Kronik hastalıklar, sedanter yaşam, malnutrisyon gibi durumlara bağlı daha erken yaşlarda göru¨lebilse de yaşlanmaya bağlı 65 yaş ve u¨zerinde %30, 80 yaş u¨zerinde %50 sıklıkla göru¨lu¨r. Hastalığın farkında olunması, erken dönemde saptanması önem arz etmektedir. Bu yazıda, AH tanılı hastalarda sarkopeni ile ilgili araştırmalar derlenmiş ve AH’da yeri ve önemi değerlendirilmeye çalışılmıştır.


Öz

Birinci basamakda, %80’den fazla hastalığın tanısının, ileri laboratuvar tetkikleri olmadan da konulabildiği birçok çalışmada gösterilmiştir. ESH değeri bilimsel olarak gu¨venilir olmayan ancak, bazı hastalıklarda tanı ve takip açısından pratik ve ucuz bir yöntemdir. Çalışmamızda 1 Ocak 2012 – 31 Aralık 2016 tarihleri arasında Ordu Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başvuran hastalar retrospektif olarak incelenmiştir. Hastalar beş tanısal kategoriye ayrılmıştır; enfeksiyon hastalıkları, inflamatuar ve romatizmal hastalıklar, hematolojik(anemi) ve onkolojik hastalık, u¨riner sistem hastalıkları ve son olarak diğer hastalıklar. ESH değeri Westergren yöntemi kullanılarak hesaplanmıştır. İstatistiksel hesaplama ve analizlerde SPSS 21.0 V istatistik paket programı kullanılmıştır. ESH çalışmamızda erkeklerde daha yu¨ksek bulunmuş ancak anlamlı bir farklılık belirlenememiştir. ESH’nı artıran birinci sıradaki neden enfeksiyon hastalıklarıdır. Özellikle birinci basamak sağlık hizmeti veren birimlerde yapılması kolay, özgu¨llu¨ğu¨ yu¨ksek, duyarlılığı du¨şu¨k bir test olan ESH değerinin artan kullanımı sayesinde birçok hastalıkta tanı ve takibin daha iyi yapılabileceğini du¨şu¨nu¨yoruz. Çalışmamız daha önce 11-14 Mayıs 2017 tarihinde Adana’da gerçekleştirilen 16. Uluslararası Doğu Akdeniz Aile Hekimliği Kongresi’nde sözel bildiri olarak sunulmuştur.


Öz

Giriş: Du¨nyada her yıl yaklaşık bir milyon insan yaşamına son vermektedir. Özkıyım genel olarak erişkinlerde ölu¨m nedenleri arasında alt sıralarda yer alırken 10-24 yaş arasındaki çocuk ve ergenlerde ölu¨m nedenleri arasında u¨çu¨ncu¨ sıradadır. Ülkemizdeki 15-19 yaş grubunda göru¨len 2010-2014 yılları arasındaki intiharları değerlendirdiğimiz çalışmamızın amacı; sebepleri ve gerçekleştiriliş yöntemleri ile intiharları değerlendirmek ve risk altındaki adelösan yaş grubuna ait belirti ve bulguları yanlış yorumlanması sonucu toplumlar açısından en değerli yaş grubunu oluşturan gençlerin intihara su¨ru¨klenmesinin önu¨ne geçilmesine katkı sunmaktır. Materyal Metod: Çalışmamızda Tu¨rkiye İstatistik Kurumu’nun veri tabanına ait veriler kullanılarak, Tu¨rkiye’de 2010-2014 yılları arasında 15-19 yaş aralığında meydana gelen tu¨m intihar vakaları, cinsiyet, uygulanan yöntem ve intihar sebepleri açısından değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamızda incelediğimiz 2010-2014 yılları arasında toplam 15214 intihar vakasının 10984’u¨ erkek, 4230’u kadın olarak tespit edildi. Kadın/erkek oranı 0.38 olarak bulundu. Tu¨m intihar vakalarının 1870 tanesi ise 15-19 yaş aralığında idi. 15- 19 yaş aralığındaki intihar vakalarının tu¨m intihar vakalarına oranı %12.2 olarak tespit edilirken, bunların 1030’u (%6.7) erkek, 840’ı (%5.5) kadındı. Her iki cinsiyet için ayrı ayrı değerlendirildiğinde hem erkek hem kadın cinsiyet için yine ilk tercih olarak ası ikinci tercih olarak ise ateşli silah yönteminin kullanıldığı tespit edildi. Tartışma ve Sonuç: İntiharlar tu¨m du¨nyada ve u¨lkemizde halen önemli bir halk sağlığı sorunudur. Özellikle incelediğimiz yaş grubu açısından bakıldığında ise u¨lkelerin yakın gelecekteki u¨retken nu¨fusuna yönelik kayıplara yol açması nedeniyle önemi daha da artmaktadır. Bu yaş grubuna ilişkin alınması gereken tedbirlerin belirlenmesinde intiharın sosyal, ku¨ltu¨rel, coğrafi ve yaşla ilgili değişkenleri olduğu unutulmamalıdır. Bu sayede intihara karşı verilen mu¨cadele karşılık bulabilecektir.

Kitaplarımız

Diyet & Dermatolojik Hastalıklar

Selen Yayıncılık

80,00
İncele

Alerjik Hastalıklara Pratik Yaklaşım

Selen Yayıncılık

150,00
İncele

Karotis Arter Darlıkları: Cerrahi Tedavi

Selen Yayıncılık

100,00
İncele

Çocuklarda Antibiyotik Kullanım İlkeleri & Antibiyotikler

Selen Yayıncılık

60,00
İncele

Çocuklarda Ateş

Selen Yayıncılık

60,00
İncele
Hepsini Gör

ONLİNE DESTEK

0212 419 02 29 no'lu telefonu
arayarak bize ulaşabilirsiniz.

FAX

0212 476 51 95 no'lu telefona Fax gönderebilirsiniz.

E-POSTA DESTEK

info@kliniktipdergisi.com adresimiden bize ulaşabilirsiniz.

GÜVENLİ ALIŞVERİŞ

3D Secure, Akbank Sanal Pos ile sitemizden güvenli alışveriş yapabilirsiniz.